Ana sayfa 127. Sayı Kuran’da yaratılış öyküsü ve insanın serüveni

Kuran’da yaratılış öyküsü ve insanın serüveni

355
PAYLAŞ

Hasan Aydın

Kuran’ın anlattığı yaratılış öyküsü bildik bir öyküdür; Sümerlilere değin izi sürülebilir. Öte yandan öykü, çok somuttur. Gündelik bedevi yaşamının, somut fiillerine gönderme yapmaktadır. Tüm bunlardan şu sonuç çıkar: Kim ne söylerse söylesin, Kuran, ilk muhatapları olan Araplara seslenen, onların dili, kültürü ve bilişiyle sınırlı bir yapıttır; bu açıdan tarihsel ve yöresel bir metindir.

Sunuş

Eylül ayı içinde Doç. Dr. Hasan Aydın’ın “Felsefi Antropolojinin Işığında: Hz. Muhammed ve Kuran” başlıklı kitabı Bilim ve Gelecek Kitaplığı’ndan yayınlanacak. Okuyacağınız makale bu kitapta yer alan bir bölüm. Aydın, ayetleri tarayarak, Kuran’ın yaratılış öyküsünü çıkarıyor. Böylece ortaya Kuran’ın zamana ve mekâna bağlı (tarihsel) olduğunun çıplak kanıtlarından biri çıkıyor.

23 yıllık oluşum sürecinde, Kuran derli toplu olarak neler söylemektedir? Bir diğer deyişle, Kuranî bildiriler, öğretisel bağlamda, bağlamından kopartılarak soyut olarak ele alındıklarında, ne ifade etmektedir? Neler ileri sürmektedir? Hakikat olarak insana ne ya da neler vaat etmektedir?

Kuşkusuz bu sorulara yanıt verebilmek için, Kuran’ı bir parça tarihsel bağlamından kopartarak, onun sunduğu çeşitli anlayışları teker teker ele almak gerekir. Bu ise, ayrı ve kapsamlı bir çalışmayı zorunlu kılar. Bu makalede, örneklik etmesi bakımından Kuran’ın yaratılış öyküsünü ve bu öyküde insanın yerini, Kuran ayetlerinden yola çıkarak, ayetlere atıfla yorumsuz bir biçimde betimlemeye çalışacağım. Böylelikle Kuran’ın öğretilerinin ana taslağını çıkarmış olacağız. Bunun şu açıdan da önemli olduğunu düşünüyorum: Kuran’ın yaratılış öyküsü yer yer bilimsel anlayışların da önüne geçirilmekte, evrimin karşısına bilimsel verilermiş gibi yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Hatta bunlardan yola çıkılarak pek çok bilimsel keşif ve buluş Kuran ayetlerinde okunmaya çalışılmaktadır. Kuranî yaratılış öyküsünü ve insanın serüvenini yorumsuz aktarmakla bir şekilde bu türden iddialara da bir yanıt vermiş olacağız. Ancak giriştiğimiz şeyin, hiç de kolay olmadığını belirtmem gerekir; çünkü Kuran sistemsiz ve dağınık bir kitaptır ve yaklaşık 23 yıllık bir zaman dilimine dayanan bildirilerden oluşmakta, sık sık tekrarlara düşmektedir. Hatta yer yer öğretisel bir bütünlük de taşımamakta, Sümerlilerden beri gelen ve Ortadoğu’da yaygın olan Tevrat ve İncil’de yankı bulan pek çok anlayışa atıflar yapıp geçmektedir. Bu atıfların izini sürmek de ayrı bir çaba gerektirmektedir. Bu kayıtları akılda tutarak şimdi Kuran’ın yaratılış öyküsüne ve bu öyküde insanın serüvenine bakalım.

Tanrı ve evrenin yaratılış öyküsü

Tanrı birdir[1], O’ndan başka da Tanrı yoktur.[2] O, doğmamış ve doğrulmamıştır[3]; onun kızları da, oğulları da[4], yardımcıları ve ortağı da bulunmamaktadır.[5] Onun ne bir dengi (küfüv)[6], ne de bir benzeri (misl) vardır.[7] O göklerin, yerin, bu ikisinin arasındakilerin ve insanların gerçek yöneticisidir/sultanıdır.[8] İktidarın/mülkün ve yüce tahtın gerçek sahibidir[9]; âlemlerin, görünen ve görünmeyenlerin efendisidir/rabbidir.[10] O, bir efendi/rab olarak kutsaldır; esirgeyendir, bağışlayandır, esenliktir, güven vericidir.[11] Sözü geçen gururlu ve adil bir kraldır/meliktir.[12] En güzel söz, en güzel hüküm ona aittir.[13] Yerlerin ve göklerin tüm güçleri O’nundur.[14] O gözetip koruyan, üstün olan, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayan,[15] yeri geldiğinde düşmanlarına karşı en iyi tuzak kurandır.[16] Bilgilidir; bilgisi yazmakla bitmez[17]; hatta ağaçların tümü kalem, tüm denizler mürekkep olsa, buna yedi kat daha eklense kelimeleri yine tükenmez.[18] En güzel isimler O’nundur.[19] O tek hakikattir; her şey ona muhtaçtır; o hiçbir şeye muhtaç değildir.[20] O, diridir[21], evveldir, ahirdir, görünendir, görünmeyendir.[22] O, her şeyi görür fakat kendisi görünmez.[23] O gözleri kavrar ancak hiçbir göz O’nu kavrayamaz.[24] O göklerin ve yerin nurudur; O’nun nuru içinde lamba bulunan, penceresiz bir oyuğa benzer. Lamba cam bir fanus içindedir; cam sanki inciden bir yıldızdır; ne doğuya ne de batıya ait olan mübarek bir zeytin ağacından yakılır. O, neredeyse ateş değmese de, yağı ışık veren bir ağaç gibidir. Bu ışık da nur üstüne nurdur.[25] O’nun her şeye gücü yeter[26]; gizli ve açık her şeyi bilir[27], her şeyi işitir ve görür[28] ve her şeyi O irade eder.[29] Onun arzusuna, azabına, gücüne karşı koyacak hiçbir güç yoktur. Mülkünde dilediği gibi hareket eder. O’nun buyruğu kesindir; hiç kimse değiştiremez.[30] Yasalarında ve adetlerinde bir değişiklik olmaz.[31] Hayır, şer, iyilik, kötülük hep O’ndandır.[32] Kendi istediğini yaratır, dilediğini seçer.[33] Dilediğini saptırır, dilediğine doğru yolu gösterir.[34] İstediği gibi hükmeder; O hükmedenlerin en iyisidir.[35] Her şeyi koruyup gözetir ve gözetler.[36] Yerleri ve gökleri koruyup gözetmek ona güç gelmez.[37] Yerleri ve gökleri ve ikisinin arasındakileri hep hak ile yaratmıştır.[38] O irade etmeksizin hiçbir şey olmaz.[39] Bir şeyin olmasını isteyince sadece ol der, hemen oluverir.[40] O her an iştedir.[41] O’nun istedikleri, bir göz açıp kapanıncaya kadar, ya da daha az bir sürede yerine gelir.[42] Göğü, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun ve eğlence, boş bir eğlence olsun diye yaratmamıştır.[43] Geceyi gündüzün üstüne bir örtü gibi örten, geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getiren[44], Güneş’i ve Ay’ı kendisine boyun eğdiren[45]; burçları[46], gök gürültüsünü ve yıldırımları yaratan[47], bir tohumun çiçek ve bitki haline gelmesini sağlayan, insanı aşamalar halinde var eden, bulutları rüzgârla süren, yağmuru gökten belli ölçüye göre indiren hep O’dur.[48] Bunları boşuna yaratmamıştır; insanı, umutlandırmak, korkutmak, öğüt vermek ve düşünüp ibret almalarını sağlamak için var etmiştir.[49] O hem görünen hem de görünmeyen evrenlerin Rabbidir[50]; görünen ve görünmeyen tüm güçler ona aittir.[51] O, yüce tahtın da sahibidir[52]; tahtına oturmuştur[53]; tahtının ayağı yerleri ve gökleri kaplamıştır[54]; eli her elin üzerindedir[55]; O’nu tahtında ne uyku ne de uyuklama tutar.[56] Her şeyi tahtından yönetir, her şeyin hakimiyeti O’na aittir; hakimiyetinde bir ortağı yoktur[57] Yüksek karar konseyi (mele’il a’la)[58], katipleri[59], kolluk kuvvetleri ve orduları[60] ve hatta şerefli elçileri vardır; dileğini, isteğini, emrini elçileri aracılığıyla iletir.[61] Doğu da batı da O’nundur; ne yana dönerseniz dönün O, oradadır; zira O her şeyi kuşatmıştır.[62] Sadece o ebedidir; O’nun yüzü dışında her şey yok olmaya mahkûmdur.[63]

Göklerin ve Yerin yaratılışı

İşte bu güçlü kral/melik Tanrı, kendi özgür kararıyla, gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındakileri, altı günde yaratmış, sonra su üstündeki tahtına oturmuştur.[64] Tahtının ayakları/kürsüsü yerleri ve gökleri kaplamıştır. Göklerde ve yerlerdekilerin hepsi O’nundur, mülkünde bir ortağı da yoktur.[65] Dilediğini yapmakta özgürdür ve yaptıklarından da sorumlu değildir.[66] Melekler, O’nun elçileridir ve tahtını kuşatmıştır.[67] Gerek tahtı taşıyan gerek tahtın çevresindeki melekler, Rablerini övgüyle anarlar ve O’na inanıp güvenirler.[68]

En başında gökler ve yerler bitişik idi, onları Tanrı ayırdı.[69] İki günde yeryüzünü planlayıp yarattı.[70] Yeryüzünü yaydıkça yaydı, uzattı.[71] Onu tıpkı bir beşik gibi yaptı.[72] Yerin üstünde sabit dağlar var etti, orayı bereketlendirdi, araştırıp soranlar için rızıkları dört günde planlayıp yarattı.[73] Yeryüzünü döşedi, yollar açtı[74], insanlar ve hayvanlar yararlansın diye suyunu ve otlağını çıkarttı, dağları yerli yerine oturttu.[75] Soranlar için rızıkları dört günde planlayıp yapmıştır.[76] Orada, insanlar için ve insanların rızıklarını veremeyeceği kimseler için, geçimlikler var etmiştir.[77] Her şeyin hazinesi O’nun yanındadır ve O, onu belli ölçülerde indirir.[78] O, bitkileri ve diğer her şeyi çifter çifter yaratmıştır.[79] Taneler, otlar, sarmaş dolaş bahçeler, meyveler, tahıllar, bitkiler çıkarmak için yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl su indirmiştir.[80] Bulutları O sürer, birbirine katıp kavuşturur, yığın haline getirir, gökte dağ gibi olmuş bulutlardan dilediğine indir, dilediğine onu afet yapar.[81] İndirdiği suyu bir ölçüyle indirmiş ve onu yerin sakini yapmıştır. Kuşkusuz bu suyu yok etmeye de gücü yeter.[82] Fakat O, insanı gözettiği için yeryüzünü bir yerleşim yeri yapmış, arasında nehirler var etmiştir.[83] Yeryüzünde birbirine komşu toprak parçaları, üzüm bağları, ekinler, çatallı çatalsız hurmalıklar vardır. Tüm bunlar tek bir suyla sulanmaktadır.[84] Yine yeryüzünde tatlıyla tuzlu suyu yaratıp, ibret olsun diye onların birbiriyle karışmasını önlemiştir.[85] Yeryüzünde yürüyen hayvanlar, iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi bir topluluktur.[86] Hayvanlardan yük taşıyanı ve tüyünden döşek yapılanları yaratan O’dur.[87] Onların kimilerinin, etinden, sütünden, ulaşım aracı, binek olarak yararlanılsın, ziynet ve güzellik olsun diye var etmiştir.[88]

Sonra duman halindeki gökyüzüne yöneldi. Ona ve gökyüzüne şöyle dedi: ‘İstekli ve isteksiz olarak ikiniz de gelin.’ Onlar da, ‘isteyerek geldik’, dediler. Sonra göğe yöneldi ve onun da iki gün içinde yedi gök olmasını emretti.[89] Gökyüzünü elleriyle bina etti; boyuna yükseklik verdi, düzene koydu, gecesini kararttı, kuşluğunu çıkarttı.[90] Ardından her bir göğe işini bildirdi. Dünya göğünü kandillerle süsledi ve şeytan ve cinlerden korudu. Bu O’nun bir takdiriydi.[91] Böylece Tanrı gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri tam altı günde yaratmış oldu, yarattıktan sonra tahtına oturdu. Yaratma yüzünden ona bir yorgunluk da dokunmamıştı. İşte O, gökten yere değin işini tahtından idare etmektedir. Nihayetinde her iş, insanların hesabına kıyasla bin sene kadar olan bir günde O’na geri dönecektir.[92] Gök yarılıp kırıldığında, melekler O’nun etrafında olacaklar ve o gün O’nun arşını, O üstünde olduğu halde sekiz melek taşıyacaktır.[93]

İki günde yedi gök olmasını emrettiği gökleri, direksiz yükseltti; sonra tahtına oturup, Güneş’i ve Ay’ı emrine itaat ettirdi.[94] Güneş’i bir ışık ve pırıl pırıl parlayan bir kandil, Ay’ı da bir nur yaptı. İnsanlar seneleri, hac vaktini ve hesabı bilsinler diye Ay’a menziller/konaklar tayin etti. [95] Güneş kendisi için karar kılınan bir yerde/felekte akar gider. Ne Güneş Ay’a ne de Ay Güneş’e yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Gece, gündüz, Güneş, Ay, hepsi bir gök küresinde gezerler.[96] Göklerde burçlar yaratan, orada kandiller ve ışık kaynağı Ay’ı var eden Tanrı ne yücedir.[97] İnsanlar karanın ve denizin karanlıklarında yollarını bulsunlar diye, yıldızlar yaptı ve gökyüzünü bakanlar için onlarla süsledi.[98] Bu yüzden gökyüzünde hiçbir çatlak, uygunsuzluk göremezsin.[99] En yakın göğü kandillerle donattığı gibi, onları şeytanlara atılan taşlar yaptı.[100] Onu her azgın şeytanın şerrinden korudu. Bu yüzden onlar yüksek konseyi (mele’i a’la) dinleyemezler; ona kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.[101] O geceyi dinlenmek için, Ay’ı ve Güneş’i de saymak için yaptı. Geceyi bir örtü yapan, sabahı yarıp ortaya çıkaran O’dur.[102] İnsanlara korku ve ümit vermek için şimşeği göstermekte, ağır bulutları O meydana getirmektedir. Gök gürültüsünü de O yaratmıştır; gök gürültüsü de övgüyle O’nu tesbih etmektedir. Yıldırımları gönderen de O’dur; onunla dilediğini çarpar.[103] Her şeyin hazinesi gökte O’nun yanındadır. Bu açıdan İnsanların hem rızkı hem de onlara vaat edilen şeyler hep O’nun katındadır.[104] Gök yollara sahiptir[105]; ancak insanlar merdiven kurup oraya çıkmazlar.[106] Cömert olan Tanrı gökleri kendi elleriyle bina etmiştir.[107]

Melekler, cin ve şeytanın yaratılışı

Tanrı gökleri ve yeri altı günde yaratınca meleklerden kendisine elçiler seçmiştir. Bu melekler, ikişer, üçer, dörder kanatlıdır. Onlar, Rahmanın şerefli kulları ve elçileridir. O’ndan önce söz söylemezler ve her daim O’nun emrini yerine getirirler. [108] Onların her birisinin Tanrı katında belli bir makamı vardır; Tanrı’nın yanında saf saf dizilirler, hiç bıkmaksızın gece gündüz O’nu överler.[109] Bunlar O’nun razı olduğu kimseler dışında hiç kimse için aracılık/şefaat etmezler ve O’nun korkusundan tir tir titrerler.[110] O’ndan öyle korkarlar ki, göklerin neredeyse üstlerine parçalanacağını sanırlar.[111] Kadir gecesinde melekler ve ruh, Rablerinin izniyle her iş için yeryüzüne inerler[112] ve yine miktarı elli bin yıl olan bir günde O’na geri yükselirler.[113] Gökte nice melekler vardır[114]; onlar Tanrı’nın kızları değildir. Çünkü onların dişilik özellikleri yoktur.[115] Tahtı taşıyan ve onun çevresindeki melekler, Rablerini övgüyle anarlar; O’na güvenirler ve Peygamber ve inananların bağışlanması için dua ederler.[116] Cehennemin sahipleri de sadece meleklerdir ve cehennem üzerinde on dokuz tane melek vardır.[117] Yakıtı insan ve taşlar olan cehennem üzerindeki melekler, Tanrı’nın emrine karşı gelmezler ve emredileni yaparlar, şiddetli ve serttirler.[118] Bir kısım melek de insanların eylemlerini yazmak için yaratılmış,[119] kimileri, kafirlere lanet eder,[120] kimileri insanların canlarını alır,[121] kimileri ise Tanrı’ya tanıklık ve elçilik eder.[122] Bu meleklere, Cebrail ve Mikail’e düşmanlık edilemez.[123] Gök yarılıp kırıldığında, melekler O’nun etrafında olacaklar ve o gün Tanrı’nın arşını sekiz melek omuzlarında taşıyacaktır.[124]

Tanrı, cinlerin de yaratıcısıdır. O cini ateşle karışık zehirleyici dumandan ve dumansız kor ateşten yaratmıştır.[125] Onları yaratmadaki amacı, kendisine kulluk etmeleridir.[126] Ancak onlar farklı yollar edindiler. Onlar arasında hem iyiler hem de sapıtmış olan kötüler vardır. Tanrı’ya teslim olmuş/müslüman olanlar doğru yolu araştıranlardır. Sapıtmış olanlar ise, cehenneme odun olacaklardır.[127] Onlar bir zamanlar, haber çalmak için göğün bazı yerlerine oturmuşlardı. Şimdi ise, onlardan kimi gökten haber çalmaya, göğü dinlemeye yönelse, kendisini gözetleyen bir ateş bulmaktadır.[128] Tanrı dünya göğünü yıldızlarla, kandillerle süslemiş ve onu her asi şeytandan korumuştur. Bu yüzden onlar, en yüce topluluğu/göksel konseyi dinleyememekte, her yönden kovulup uzaklaştırılmaktadır. Buna rağmen kulak hırsızlığı yapan olursa, onu delici bir alev takip etmektedir.[129] Dünya göğündeki kandillerle, onlar taşlanarak kovulmaktadır.[130] Nitekim bir zamanlar onlar göğe dokunmak istediler de, orayı sert bekçiler ve alevlerle dolmuş buldular. Bu yüzden artık onlar, yeryüzünde bulunan kimseler için Rableri bir kötülük mü istendi, yoksa bir iyilik mi diledi, bunu bilemezler.[131] Çünkü cinler Tanrı’nın ortakları değildir; onları da O yaratmıştır.[132]

İblis de cinlerdendi. Tanrı onu ateşten yaratmıştı. Tanrı onu ve onun soyunu göklerin, yerin ve kendilerinin yaratılmasına şahit yapmamıştı.[133]

Adem’in/insanın yaratılışı

Bir zamanlar Tanrı, etrafındaki melekleri (konseyini) toplayarak şöyle dedi: Ben çamurdan, kuru balçıktan, kokuşmuş bir çamurdan bir beşer yaratmaktayım.[134] Onu yeryüzüne halife yapmak istiyorum. Melekler şöyle dediler: ‘Yeryüzünde fesat çıkarıp, kan dökecek birisini mi yapacaksın? Biz seni övgü ile anıyor ve tesbih ediyoruz.’ Tanrı dedi ki: ‘Ben bilmediklerinizi bilirim.’[135] ‘Ben onu iki elimle düzgün bir şekilde yaptığım ve içine ruhumdan üfürdüğüm zaman, ona hemen secde edin.’[136]

Gerçekte Tanrı insanı, türlü merhalelerden geçirerek yarattı, onu yerden bitki gibi bitirdi; [137] yaratmaya çamurdan başladı[138]; onu topraktan yarattı[139]; pişmiş çamura benzer kuru balçıktan yarattı.[140] Yine kuru bir çamurdan kokuşmuş bir balçıktan yarattı.[141] Çamurdan bir özden yarattı.[142] Yapışkan bir çamurdan yarattı.[143] Yarattığı her şeyi güzel yapan O yaratıcı, insanı yaratmaya çamurdan başlayıp, sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaptı. Her şeyi sudan yarattı. Sonra onu tesviye edip düzeltti ve içine ruhundan üfürdü. Şükretmesi için, kulaklar, gözler ve kalpler verdi.[144] Böylece sudan bir beşer yaratan o Tanrı, akabinde ona bir soy ve hısımlık verdi.[145]

İşte böylece insanı en güzel şekilde yaratan Tanrı, ardından onu biçimlendirdi, sonra da meleklere Âdem’e secde edin dedi.[146] Tanrı’nın secde emri üzerine İblis hariç bütün melekler, hep birlikte secde ettiler.[147] İblis, cinlerdendi.[148] O Tanrı’nın emrinin dışına çıktı, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı. Secde etmedi ve yüz çevirdi. Kibirlendi ve kâfirlerden oldu. [149] Tanrı ona şöyle dedi: ‘Ey İblis sana ne oluyor? Neden secde edenlerle beraber olmuyorsun?[150] Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten alı koyan nedir?[151] Ey İblis, benim iki elimle yarattığıma secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek mi istedin yoksa sen ululardan mı oldun?’[152] İblis şöyle karşılık verdi: ‘Kuru bir çamurdan, kokuşmuş bir balçıktan yarattığın bir beşere secde edecek değilim. Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın.[153] Çamurdan yarattığına ben secde eder miyim?’ Tanrı, ‘hemen çık oradan, artık sen kovuldun.[154] İn oradan. Orada büyüklenmen sana uygun olmaz. Haydi git, sen küçültülenlerdensin.[155] Kıyamet gününe/din gününe kadar senin üzerine lanet olsun.[156] Gerçekten lanetim, din gününe kadar senin üzerindedir’ dedi.[157] İblis şöyle karşılık verdi: ‘Şu benden daha çok değer verdiğin var ya! Gerçekten eğer sen beni kıyamet gününe değin bekletirsen, azı hariç onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım.[158] Diriliş gününe dek bana süre ver.’[159] Bunun üzerine Tanrı, ‘git! Haydi sen malum vaktin gününe kadar bekletilenlerdensin, dedi.’[160] İblis, ‘Rabbim’, dedi; ‘madem sen beni azdırdın, ben de yeryüzündekileri onlara süsleyeceğim. Onlardan ihlaslı olanlar hariç bütün kullarını azdıracağım.[161] Kullarından belli bir pay alacağım ve onları saptıracağım; onlara arzu ve idealler vereceğim, onlara devlerin kulaklarını kesmelerini emredeceğim, senin yaratılışını değiştirmelerini buyuracağım.[162] Mademki sen beni azdırdın, ben de senin doğru caddene, onlar için oturacağım. Sonra da onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından geleceğim, sen de onların çoğunu şükredenler olarak bulmayacaksın.[163] Senin izzetine yemin ederim ki, onların ihlaslı olanları hariç hepsini azdıracağım’, dedi.[164] Tanrı şöyle karşılık verdi: ‘Bu benim doğru bir yolumdur. Azgınlardan sana tabi olanlar hariç kullarımın üzerinde senin bir gücün yoktur. Onların buluşacakları yer cehennemdir.[165] Git! Onlardan kim sana uyarsa, cehennem tam bir ceza olarak karşılığınızdır. Sen onlardan gücünün yettiğini sesinle şaşırt. Süvari ve yayalarınla onları topla. Onların mallarına ve çocuklarına ortak ol. Onlara vaatlerde bulun. Benim kullarım üzerinde bir gücün yoktur. Rabbin vekil olarak yeter.[166] Kim Tanrı’nın yerine şeytanı dost edinirse, apaçık bir zarara uğramış olur.[167] Kovulmuş ve aşağılanmış olarak oradan çık. Yemin ederim, onlardan kim sana uyarsa, hepinizle[168], gerçek söylüyorum seninle ve sana uyanlarla cehennemi dolduracağım.’[169]

Tanrı, Adem’i yarattıktan sonra ona konuşmayı[170], kalemle yazı yazmayı, bilmediklerini[171] ve bütün isimleri ona öğretti. Sonra ona isimlerini öğrettiği nesneleri meleklere gösterdi; ‘eğer siz sözünüzde sadık iseniz onların isimlerini bana bildirin’, dedi. Melekler, ‘biz seni tenzih ederiz; senin bize öğrettiklerinin dışında bizim bilgimiz yoktur. Bilen ve bilge olan ancak sensin’, dediler. Tanrı, ‘ey Adem! Onların isimlerini onlara bildir’, dedi. Adem onları isimlerini onlara bildirince, ‘ben size göklerin ve yerlerin görülmeyenini bilirim, açıkladığınızı da, gizlediğiniz de, bilirim demedim mi?’, dedi.[172]

Adem’in/insanın cennetten düşüşü

Tanrı insanı tek bir nefisten yaratmıştı. Ondan da kendisinde huzur bulması için eşini yaratmıştı.[173] Tanrı Adem’e: ‘Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleşin. Oradan istediğiniz gibi rahatça yiyin ve şu ağaca yaklaşmayın, sonra zalimlerden olursunuz’ dedi.[174] İblis daha önce Adem’e secde etmediği için Tanrı Adem’i uyardı ve dedi ki: ‘Ey Adem, iblis sana ve eşine düşmandır. Dikkat et de, sizi cennetten çıkartmasın. Sonra bedbaht olursun. Şimdi sen orada acıkmayacak, çıplak da kalmayacaksın ve sen orada ne susayacak ne de terleyeceksin.’[175] Gerçekten şeytan, insana apaçık bir düşmandı.[176] Bu nedenle ona gizlice şöyle fısıldadı: ‘Ey Adem, sana ebedilik ağacını ve eskimeyen bir mülkü göstereyim mi?’[177] Şeytan, onlardan gizlenen ayıplarını ortaya çıkarmak için, gizlice yine fısıldadı. ‘Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması sadece melek ve kalıcılardan olmamanız içindir’, dedi ve ekledi: ‘Ben size karşı samimi kimselerdenim.’ Sözünü güçlendirmek için yemin de etti.[178] Şeytan, Adem ve eşini dürtüklediği için ikisi de yasak meyveden yediler. Bu yüzden onların ayıpları göründü ve cennet yaprağından üzerlerini kapatmaya başladılar. Adem, Rabbine asi olmuştu ve sapıtmıştı.[179] Şeytan da onları hile ile aldatmış[180], ayaklarını kaydırmış ve bulundukları yerden onları çıkarmıştı.[181] Halbuki Tanrı daha önce Adem’e vasiyette bulunmuştu. Ancak o unuttu. Tanrı onu azimli bulamamıştı.[182] Rableri ikisine de şöyle seslendi: ‘Ben size şu ağacı yasaklamadım mı? Ve size şeytan ikinize de açık bir düşmandır demedim mi?’[183] Ardından Adem, Rabbinden birtakım kelimler aldı ve hemen tövbe etti. İkisi şöyle dediler: ‘Rabbimiz! Biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen mutlaka zarar edenlerden oluruz.’[184] Rabbi Adem’i n tövbesini kabul etti ve onu seçkin kıldı.[185] Ona doğru yolu gösterdi[186] ve şöyle dedi: ‘Birbirinize düşman olarak inin! Artık yeryüzü sizin için bir yerleşim yeri ve bir geçimliktir. Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız.[187] Artık size benden bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa, o sapmaz ve bedbaht olmaz. Hidayetime uyanlar için korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar. Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir geçimlik vardır ve biz onu, kıyamet günü kör olarak toplarız.[188] Ayetlerimizi inkâr edip yalanlayanlar, cehennemliktir ve orada uzun süre kalıcıdırlar.’[189]

Adem’in ve ademoğullarının yeryüzü serüveni

Yeryüzü Adem ve eşi için bir geçimlikti; artık cennetten inmişlerdi ve orada yaşayacaklar ve orada öleceklerdi.[190] Onları ilk kez Tanrı yaratmıştı ve yine O’na döndürüleceklerdi.[191] Bundan böyle yaratılmaları, meni aracılığıyla olacaktı. Tanrı Adem’in belinde su yarattı ve onu güvenilir bir yere yerleştirdi. Sonra spermi, kan pıhtısına, kan pıhtısını et parçası çevirdi; et parçasına da kemikler giydirdi. Sonra onu bir başka yaratılışla inşa etti.[192] İnsanı bir tek nefisten, eşini de ondan var eden Tanrı, onları bir erkek ve dişiden[193], annelerinin karnında üç karanlık içerisinde arkası arkasına bir yaratılışla yaratıyor,[194] onları kadınlar ve erkeler halinde çoğaltıp yayıyordu.[195] Adem’in iki oğlu oldu.[196] Tanrı onları kurban ile denemek istedi. Her birisi Tanrı’ya kurban takdim etmişlerdi, ancak Tanrı, birisininkini kabul etti, diğerininkini ise kabul etmedi. Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlığı yüzünden, diğerini öldürmeye yemin etti. Diğeri ise, ‘Tanrı ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder dedi’ ve ekledi: ‘Ant olsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Tanrı’dan korkarım. Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur.’[197] Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü. Bu yüzden de kaybedenlerden oldu. Derken Tanrı, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeş) ‘yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim’ dedi ve ettiğine yananlardan oldu.[198] Böylece yeryüzünde ilk kan dökülmüş oldu.[199]

Sonra Tanrı Adem’in soyundan gelen insanları birbirleriyle tanışsınlar diye milletlere ve kabilelere ayırdı.[200] Gerçekten Tanrı Adem’in oğullarını değerli kıldı. Onları karada ve denizde taşıdı; onlara temiz şeylerden rızıklar verdi. Yarattıklarının pek çoğundan üstün kıldı.[201] Göklerdekilerin ve yerdekilerin tamamını[202], gök kürelerini, Güneş’i, Ay’ı, geceyi ve gündüzü, nehirleri[203], oradan taze et yemeleri için denizi onlara boyun eğdirdi.[204] Onlara erkekli dişili sekiz çift hayvan indirdi.[205] Yeryüzünü de güzelce döşemiş, insanlar belki düşünürler diye her şeyden çift çift yaratmıştı.[206] Onlara binsinler ve de onlardan yesinler diye, ehil hayvanlar yapmıştı. Onlarda insan için daha başka faydalar da vardır.[207] Atları, katırları ve eşekleri binmeleri ve (gözleri için) ziynet olsun diye (yarattı). Tanrı, şu anda bile bilemeyeceğimiz daha nice (nakil vasıtaları) yaratmaktadır.[208] Tanrı insan için her şeyi yaratsa, hatta gökleri, yeri ve bunların arasındakileri oyun ve eğlence olsun diye yaratmamış olsa da[209], dünya gelip geçici bir yerdi, oyun ve eğlenceden ibaretti. Asıl yurt, ahret yurduydu.[210] Dünya hayatının faydası ahiret hayatının yanında pek azdı.[211] Tanrı katında dünya hayatının durumu, O’nun gökten indirdiği bir su gibiydi, fayda verdiği gibi her an bir afetle sonuçlanabilirdi.[212]

Bu nedensiz değildi; Tanrı insanları ve dünyayı boş yere yaratmamıştı.[213] Onları kendisine kulluk etsinler/ibadet etsinler diye yaratmıştı.[214] Bu yüzden, Adem’in oğullarından şeytana kulluk etmemeleri, kendisine ibadet etmeleri için onlara vasiyette bulunmuştu. Çünkü şeytan, onların apaçık düşmanıydı.[215] Tanrı Ademoğullarına şöyle dedi: ‘Ey Ademoğulları! Biz size ayıplarınız örten bir elbise, bir de süs indirdik. Ancak takva elbisesi daha hayırlıdır.’ ‘Ey Ademoğulları! Şeytan onların ayıplarını meydana çıkarmak için onların elbiselerini soyarak ana ve babanızı cennetten çıkardığı gibi siz de fitneye sokmasın. Şüphesiz o ve onun topluluğu sizin onları görmediğiniz bir yönden görürler. Gerçekten de biz şeytanı iman etmeyenlere dost yaptık.’[216]

Ademoğullarına tanrısal uyarılar ve ölüm

Her nefis ölümü tadacak[217] ve Tanrı’nın yüzü dışında her şey yok olacaktı.[218] Tüm varlıkları Tanrı yaratmıştı. İnsanlar sonunda O’na döndürülecekti.[219] Tanrı insanı boş yere yaratmamıştı.[220] Ölümü de yaşamı da, iş bakımından insanların hangisi daha güzeldir diye onları denemek için yaratmıştı.[221] Eğer Tanrı dileseydi, insanları tek bir millet yapardı. Ama o, onlara verdiklerinden imtihan edecekti.[222] Bu bakımdan O, insanları mutlaka biraz korku, açlık, mal, can ve ürün eksikliğiyle, hayır ve şer ile deniyordu. Fakat dönüş O’na olacaktı.[223] Tanrı insanı yerin halifesi yapmıştı; emaneti göklere, yere ve dağlara teklif etmişti de, kabul etmemişti. Fakat insanlar, zalim ve cahil oldukları için teklifi kabul etmişlerdi.[224] Tanrı Ademoğullarını defalarca, uyarıcı, müjdeci ve hatırlatıcı olarak peygamberleri gönderdi[225]; hatta hiçbir ümmeti ayırmadı, hepsine elçi tahsis etti.[226] Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiği gibi İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, esbâta (torunlarına), İsa’ya, Eyyûb’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyetti. Musa’ya Tevrat’ı, İsa’ya İncil’i, Davud’a da Zebûr’u, Muhammed’e Kuran’ı verdi.[227] Gönderdiği uyarıcıların kimini kimine üstün kıldı; sözgelimi İbrahim’i dost edindi[228], Musa ile konuştu.[229] Her birine, mucizeler[230] ve ayrı bir şeriat verdi. İsteseydi, hepsini tek bir ümmet yapardı.[231] Ancak onun katında gerçek din İslam’dı.[232] Fakat insanlar defalarca peygamberlerini yalanladılar ve kimilerini öldürdüler. O da insanları çeşitli şekillerde cezalandırdı. Bu açıdan insan nankördür.[233] Oysa gönderdiği peygamberler, yalnız Tanrı’ya kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edin, insanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin, demişti.[234] Yine, iyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Tanrı’ya, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Tanrı’nın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır, demişlerdi.[235] İnsanlardan, Tanrı’ya hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte karşı gelmemek hususunda söz almışlardı.[236] Ama insanların çoğu onlara inanmadı.

Tanrı peygamberlerine uyanları cennetine, uymayanları da cehennemine atacağını vaat etmiştir.[237] Göklerde ne var, yer de ne varsa hepsi O’nundur. İnsanlar içlerinde bulunanı açıklasalar da gizleseler de Tanrı onları, onunla hesaba çekecektir. Fakat o dilediğini affedecek, dilediğine azap verecektir. Tanrı’nın her şeye gücü yeter.[238]

İnsanlardan peygamberlerine iman edip iyi işler yapanlar, halkın en hayırlısıdır. Onların Rablerinin yanından mükafatları, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Tanrı onlardan hoşnuttur; onlar da Tanrı’dan hoşnutturlar.[239] İnkâr edenleri ve Tanrı yolundan alıkoyanları, sonra da kâfir olarak ölenleri Tanrı asla bağışlamayacaktır.[240] İnkâr edip Tanrı’nın ayetlerini yalanlayanlar, cehennemlik olanlardır. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar.[241] Tanrı’nın ayetlerini ve peygamberlerini inkâr edenlere şiddetli bir azap vardır. Tanrı azizdir, intikam alıcıdır.[242] Tanrı’ya ortak koşmak en dehşetli zulümdür.[243] Bu nedenle, kendisine ortak koşan kimseye Tanrı cenneti haram kılmıştır.[244] Gerçekten Tanrı, kendinse ortak koşulmasını bağışlamayacak, bunun dışındakileri dilediğine bağışlayacaktır.[245] Tanrı, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacak, onları cehennemin en alt tabakasına koyacaktır. Onlara bir yardım eden de bulunmayacaktır.[246] Kötülükleri işledikten sonra tövbe edip iman edenlerin bu tövbesinden sonra Tanrı onları mutlaka bağışlayacak ve acıyacaktır.[247] Tövbe edip ıslah olanlar ve Tanrı’nın ipine sımsıkı sarılanlar ve Tanrı için dinlerinde ihlaslı olanlar, müminlerle beraberdir. Tanrı müminlere muazzam bir mükafat verecektir.[248]

Yeryüzünün sonu, diriliş ve yargılanma

Yeryüzünün mutlaka sonu gelecektir. O’nun sonu geldiğinde iki kez sura üfürülecektir. Sura (birinci kez) üfürüldüğü zaman, Tanrı’nın dilediği kimseler müstesna, göklerdekiler ve yerdekiler, hemen düşüp bayılacaklardır.[249] Ardından, yeryüzü, bir sarsıntı ile sarsılacak ve yer bütün ağırlıklarını çıkaracaktır. İşte vaktini Tanrı’dan başkasının bilmediği kıyamet gelmiş demektir; o vakit Ay ve Güneş dürülecek, yeryüzü şiddetle sarsılacak, dağlar parça parça olup dağılacaktır. Sonra sura bir defa daha üfürülecek ve insanlar kabirlerinden kalkıp bakışacaklardır.[250] İnsanlar mezarlarından bitki gibi biteceklerdir. O gün, Tanrı’nın dilediklerinden başka göklerde ve yerde olan herkes dehşetle korkar. Hepsi de boyunlarını bükerek O’nun huzuruna gelirler.[251] Kim zerre kadar bir iyilik yapmışsa onu, kim de zerre kadar kötülük işlemişse onu görecektir.[252] O gün hiç kimse hiç kimseyi görmeyecek, kimse kimseye aracılık edemeyecek, fideye de alınmayacaktır; herkesin derdi kendine yetecektir.[253] Yazıcı meleklerin tuttuğu kitap ortaya konulacak, peygamberler ve şahitler getirilecek, onlara zulmedilmeksizin aralarında hakkaniyetle hükmedilecektir.[254] Duyarlı teraziler konacak, hardal tanesi kadar bir şey bile tartılacaktır.[255] İnsanların organları, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhlerine tanıklık edeceklerdir.[256] Tanrı herkesin ne yaptığını bildiği için, her insan ne yaptıysa onun karşılığını alacaktır. Önlerine kitap konulacak, artık suçlu günahkârların, onda olanlardan dolayı dehşetle korkuya kapıldıkları görülecektir. O zaman şöyle diyeceklerdir: ‘Eyvahlar olsun bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp her şeyi sayıp döküyor?’ Yapıp ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Tanrı hiç kimseye zulmetmez.[257] İşte o gün insanlar öncekiler (sabikun), sağ ehli (ashab el-yemin) ve sol ehli (ashab eş-şimal) olarak üç sınıfa ayrılacaktır.[258]

Sabikun, önden gidenler ve yakınlaştırılmış olanlardır. Bunlar naim cennetlerindedirler. Bunların bir kısmı öncekilerden, bir kısmı da sonrakilerdendir. Birbiri üzerine istif edilmiş, onlar için kurulmuş sedirlerde, karşılıklı bir durumda olacaklardır. Başlarını ağrıtmayan ve akıllarını da gidermeyen bir pınardan kâseler, ibrikler ve bardaklarla içkiler içecekler ve tercih ettikleri bir meyve ile beğendikleri bir kuşun etini yiyeceklerdir. Demirbaş daimi gılmanlar etraflarında dolaşacaktır. Yaptıklarına ödül olarak onlara, sedeflenmiş inci örneği, göz alıcı, iri gözlü huriler verilecektir. Orada ne bir boş söz ne de bir lakırdı duyacaklardır. Onlar denilen söz, selam size olacaktır.[259]

Kitabı sağından verilenler[260], ya budanmış yabani bir kirazda ya sarmaş dolaş olmuş bir muzda, ya uzun bir gölgede, ya çağlayan bir suda, ya kesilmeyen, yasaklanmayan bol meyvelikte, ya da yükseltilmiş döşeklerde olacaklardır. Tanrı onları yapı olarak yeniden yaratacaktır. Onların bir kısmı öncekinden bir kısmı da sonrakilerdendir. Bunlar için, erkeğine düşkün, yaşıt bakireler vardır.[261]

Kitabı solundan verilenler[262], zehirleyici ve kaynar suda ve soğuk olmayan, cömert de olmayan kızıl bir gölgede olacaklardır. Çünkü onlar, daha önce nefsine düşkün ve zalim idiler ve batıl olana yönelmede ısrarlı idiler.[263] Bunlar inkârcılardır. İşte inkâr edenler, yani kitapları solundan verilenler, bölükler halinde cehenneme sevke edilecekler, oraya geldiklerinde ve onun kapıları açıldığında, onun bekçileri onlara şöyle diyecektir: ‘Size içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünün geleceğini bildiren peygamberler gelmedi mi?’ Onlar, ‘evet geldi’ diyecekler, ama kâfirlerin üzerine azap sözümüz gerçekleşecektir. Onlara, ‘orada kalacağınız cehennem kapılarına gidin, kibirlilerin yeri ne kötüdür’, denilecektir.[264] Rablerini inkâr edenler, cehenneme atıldıklarında, onun fokurdayışının çıkarttığı gürültülü işitecekler[265], tekrar dünyaya dönmek için yalvaracaklardır. Ancak dedikleri gerçekleşmeyecektir.[266] Cehennem, kininden neredeyse yarılacak gibi olacaktır.[267] Cehennemin üzerinde 19 melek bulunmaktadır. Onlar cehennemin bekçilerdirler[268], oradan kimse çıkmayacak, cehennemin kapıları üzerine sürgülenecektir.[269] Cehennemin kökünden, başı şeytan başına benzeyen bir zakkum ağacı çıkacak, onlar mutlaka ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır.[270] Sonra onlara kaynar su, kan ve irin içirilecektir. Onlar bunları yutmaya çalışacaklar, fakat boğazlarından geçiremeyeceklerdir.[271] Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakacak, onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıvereceklerdir.[272] Onlara her yerden ölüm gelmesine rağmen ölmeyeceklerdir; derileri her yandığında Tanrı onlar için yeni deri yaratacak, azabı tatmaları için onları yeniden yakacaktır.[273] Onlara akıl almaz dehşetli azaplar vardır; çünkü onlar Tanrı’nın sözünü dinlememişlerdir. Orada ebedi kalıcıdırlar. Orası ne kötü bir yerdir, kâfirlerin akıbeti ne kötü bir akıbettir.[274]

Değerlendirme ve sonuç

Kuran’a göndermelerle ve büyük ölçüde onun anlatısı ve sözcüklerini kullanarak oluşturduğumuz bu öykü ne anlama gelmektedir? Ne türden bir hakikat içermektedir?

1) Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, Kuran’ın anlattığı söz konusu yaratılış öyküsü bildik bir öyküdür; Sümerlilere değin izi sürülebilir. Ancak anlaşıldığı kadarıyla Kuran’ın bu konudaki yakın kaynağı Tevrat ve Tevrat kökenli anlatılardır. Hatta Sümer ve Mısır’a değin uzanan ve Helenistik felsefede de köklü iz bırakan varoluşta etkin olan, toprak, su, hava ve ateş gibi unsurlar da öykünün içeriğinde oldukça belirleyicidir. Sözgelimi, şeytanın topraktan yaratılan Adem’e üstünlük taslamasının altında, Helenistik dönemde, toprak, su, hava ve ateş sıralamasının etkisi açıkça kendini belli etmektedir. Çünkü bu gelenekte, toprak en altta, üstünde su, onun üstünde hava ve en yukarıda da ateş yer almakta; ontolojik sıra, değer hiyerarşisini de ifade etmektedir. Yer ve göğün bitişikken ayrılması, yedi kat gök, göğün yollara sahip olması gibi anlayışlar da söz konusu kadim gelenekte yer almaktadır. Yine dağların kazık olarak görülmesi, bulutların sürülmesi, anne karnında ceninin geçirdiği merhaleler vb. gündelik bilgi niteliğindedir ve Arap tecrübesine gönderme yapmaktadır.

2) Öte yandan Kuran’ın anlattığı öykü, çok somuttur. Gündelik bedevi yaşamının, somut fiillerine gönderme yapmaktadır. Tanrı’yı eliyle yapan, bina eden, süren, çarpan, ayıran, birleştiren, acıyan, öfkelenen, intikam alan vb. bir varlık olarak sunmak, bedevi yaşamının gündelik deneyimlerini tanrısal olana yansıtmanın dışında başka ne anlama gelebilir? Bu durumun Kuran’ın seslendiği kitleyle bağı elbette kurulabilir; bu durumda da, bir metin olarak Kuran dönemin Arap bilişi ve kültürüyle koşullu bir kitap konumuna indirgenmiş olur. Eğer bu durumun nedeni Kuran’ın seslendiği toplumun biliş ve kültür düzeyi ise, bu biliş ve kültür düzeyi, açıkça somuta odaklı, öyküsel, felsefi derinlikten yoksun gelişmemiş bir idrak ve kültür düzeyidir. Bu öyküleri sembolik olarak nitelesek de bu durum değişmemektedir. Kuran’ın seslendiği toplumun bireyleri ve kültürü anlaşıldığı kadarıyla entelektüel açıdan inceltilmemiş bir kültürdür ve bu kültürün izdüşümleri Kuran’ın satır aralarında kendini açığa vurmaktadır.

3) Yine Kuran’da anlatılan varlığa ve insana dönük öykünün hemen her safhasında, aktif olarak yapan, bina eden, ayıran, öğreten, kızan, intikam alan, acıyan, iyi ve doğruyu gösteren (vb.) Tanrı etkindir; her şeyin belirleyicisi O’dur. Onun dışında bir etkin özne bulmak olası değildir. Tanrı evrenin saltık meliki/kralı gibidir; dilediği gibi her şeyi yönlendirmektedir. Bu açıdan Kuran’ın anlattığı öykü, insanın değil, bir biçimde Tanrı’nın öyküsüdür. Fiilen her şeyi O yaptığı gibi, bilginin, değerlerin ve bir bütün olarak tarihin öznesi de O’dur ya da O’nun gönderdiği elçilerdir.

4) Özel olarak insanın öyküsü, peygamber ve Tanrı odaklıdır; tarihin öznesi olağan insanlardan değil, Tanrı ve onun seçtiği peygamberlerdir. İnsana her şeyi Tanrı öğretmiş gibidir. İnsan emeği ve ürünü olan hemen hiçbir şey yoktur.

5) İnsana yönelik öyküde insandan istenen, Tanrı elçilerinin ahlaki ve dini söylemlerine koşulsuz itaattir. Bu anlamda kurtuluş, sorgusuzca peygamberlere ve sundukları öğretilere uymaya bağlanmıştır. Cennetten günahı yüzünden düşen Adem’in soyu, ancak koşulsuz olarak Tanrı’nın elçilerine uyarak kurtuluşa erebilir; yani düştüğü cenneti yeniden kazanabilir. Bu anlamda dünya yaşamı, bir sürgün yerini anımsatır; gelip geçicidir, oyun ve eğlenceden ibarettir. Kendinde önemi yoktur; tek önemi, sürgünde itaat etmek ve sürgünden kurtulmak için mahal olmaktır. Bu anlamda, dünya hayatı kendinde değersizdir; asıl olan ahirettir. Ahiret yaşamının belirleyicisi ise, insanın peygamberlerin sundukları öğretilere uyup uymamasına bağlıdır. Uyanlar, dünyada yaşamadıkları, erteledikleri tüm maddi zevkleri cennette yaşayacaklar, inanamayanlar ise, yine oldukça maddi betimlenmiş bir azapla karşı karşıya kalacaklardır.

6) Bu haliyle, Kuran’ın sunduğu yaratılış öyküsünü, bilimsel öykülerle karşılaştırmak ve bilimin yerine koymak, deveyi pire sanmak kadar temelsiz olsa gerektir. Kuran, anlaşıldığı kadarıyla, seslendiği Arapların bilgi birikimi, kültürü, bilişi ve beklentilerini merkeze almaktadır. Hatta onlara bilgi vermekten çok, onların bilgilerini kullanarak Tanrı’nın yüceliğini vurgulamakta ve buradan ahlaki ödevler çıkarmayı salık vermektedir. Bu anlamda kozmolojik öğretisi bile ahlaki, yer yer de estetik değer yüklüdür.

7) Tüm bunlardan şu sonuç çıkmaktadır: Kim ne söylerse söylesin, Kuran, ilk muhatapları olan Araplara seslenen, onların dili, kültürü ve bilişiyle sınırlı bir yapıttır; bu açıdan tarihsel ve yöresel bir metindir. Böylesi bir metni, zorlama çevirtilerle evrenselleştirmeye, saltıklaştırmaya çalışmak, sadece o metni bozmak ve tahrif etmektir. Kaldı ki, kanımızca metin oldukça açıktır, yalındır, çevirtiye mahal verecek bir tarafı da bulunmamaktadır. O’nu çevirtiyle bozmaya çalışanlar, aslında onda yazılanları beğenmeyip değiştirmeye kalkışanlardır. Her çevirti yapan, onu yeniden yazmaya yönelmektedir.

Dipnotlar

[1] Bkz. İhlas Suresi, 1; Bakara Suresi, 163, 255; Ali İmran Suresi, 2, 6, 18; En’am Suresi, 19, 22; Hud Suresi, 14; Fussilet Suresi, 6.

[2] Bkz. Bakara Suresi, 255.

[3] Bkz. İhlas Suresi, 2-4.

[4] Bkz. Bakara Suresi, 116; Enam Suresi, 100; Yunus Suresi, 68; Meryem Suresi 35; Müminun Suresi, 81; Saffat Suresi, 151, 157.

[5] Bkz. Maide Suresi, 75-76.

[6] Bkz. İhlas Suresi, İhlas Suresi, 4; Nahl suresi, 51; Enam Suresi, 22-24; Müminun Suresi, 92; Haşr Suresi 23.

[7] Bkz. Şura Suresi, 11.

[8] Bkz. Müminun Suresi 116; Ali İmran Suresi, 26, 189; Nas Suresi, 1-3; Gafir Suresi, 16; Enam Suresi, 75.

[9] Bkz. Haşr Suresi, 23;Tevbe Suresi 129; Müminun Suresi, 116; Saffat Suresi, 180; Zuhruf Suresi, 82.

[10] Bkz. Fatiha Suresi, 2; Nahl Suresi 77.

[11] Bkz. Haşr Suresi, 22-23.

[12] Bkz. Haşr Suresi 24; Nisa Suresi, 40; Araf Suresi, 29.

[13] Bkz. Enam Suresi, 57; Yunus Suresi, 109; Furkan Suresi, 33; Zümer Suresi, 23.

[14] Bkz. Fetih Suresi, 4, 7.

[15] Bkz. Haşr Suresi, 23.

[16] Bkz. Ali İmran Suresi, 54.

[17] Bkz. Mümin Suresş, 7; Kehf Suresi, 109.

[18] Bkz. Lokman Suresi, 27.

[19] Bkz. Haşr Suresi, 24.

[20] Bkz. Bakara Suresi, 115; Enam Suresi, 62; Taha Suresi, 111.

[21] Bkz. Bakara Suresi, 255; Taha Suresi, 11; Ali İmran Suresi, 2.

[22] Bkz. Hadid Suresi, 3.

[23] Bkz. Hadid Suresi, 3.

[24] Bkz. Enam Suresi, 103.

[25] Bkz. Nur Suresi, 35.

[26] Bkz. Bakara Suresi, 20; Ali İmran Suresi, 26; Furkan Suresi, 54.

[27] Bkz. Bakara Suresi, 29, 33, 231; Maide Suresi, 7, 9.

[28] Bkz. Bakara Suresi, 96, 110; Nisa Suresi, 58.

[29] Bkz. Bkz. Kasas Suresi, 68.

[30] Bkz. Enam Suresi, 34, 115.

[31] Bkz. İsra Suresi, 77; Ahzab Suresi, 38-39; Fatır Suresi, 43; fetih Suresi, 23.

[32] Bkz. Hicr Suresi, 60; Enbiya Suresi, 101; Yunus Suresi, 11; Zümer Suresi, 62.

[33] Bkz. Kasas Suresi, 68.

[34] Bkz. İbrahim Suresi, 4; Nahl Suresi, 93.

[35] Bkz. Tin Suresi, 8; Yunus Suresi, 109; Araf Suresi, 87.

[36] Bkz. Nisa Suresi, 1;

[37] Bkz. Enam Suresi, 102.

[38] Bkz. Duhan Suresi, 38-39; Ahkaf Suresi, 3.

[39] Bkz. Tekvir Suresi, 29.

[40] Bkz. Enam Suresi, 53; Meryem Suresi, 25.

[41] Bkz. Rahman Suresi, 29.

[42] Bkz. Kamer Suresi, 51; Nahl Suresi, 77.

[43] Bkz. Sad Suresi, 27; Duhan Suresi, 38-39; Enbiya Suresi, 16.

[44] Bkz. Araf Suresi, 54; Ala Suresi, 2-3.

[45] Rad Suresi, 2; Lokman Suresi, 29.

[46] Furkan Suresi, 25; Ala Suresi, 87.

[47] Rad Suresi, 13; Rum Suresi, 24.

[48] Bkz. Yunus Suresi, 5; Furkan Suresi, 2; Yasin Suresi, 37-40; Kamer Suresi, 49; Mülk Suresi, 3; Abese Suresi, 19.

[49] Bkz. Rum Suresi, 24; Duhan Suresi, 58; İbrahim Suresi, 52;

[50] Bkz. Fatiha Suresi, 2; Nahl Suresi, 77.

[51] Bkz. Fetih Suresi, 4, 7.

[52] Bkz. Neml Suresi, 26; Müminun Suresi, 116; Zuhruf Suresi, 82.

[53] Bkz. Araf Suresi, 54; Yunus Suresi, 3.

[54] Bkz. Bakara Suresi, 255.

[55] Bkz. Fetih Suresi, 10.

[56] Bkz. Bakara Suresi, 255.

[57] Bkz. Bakara Suresi, 255; Ali İmran Suresi, 2; Mümin Suresi, 65.

[58] Bkz. Sad Suresi, 67-69; Saffat Suresi, 6-8.

[59] Bkz. Kaf Suresi, 17.

[60] Bkz. Fetih Suresi, 4; Müddessir Suresi, 31; Saffat Suresi, 172-173; Tevbe Suresi, 25-36.

[61] Bkz. Hakka Suresi, 40.

[62] Bkz. Bakara Suresi, 115; Rahman Suresi, 17; Müzemmil Suresi, 9.

[63] Bkz. Rahman Suresi, 26-27.

[64] Bkz. Secde Suresi, 4; Araf Suresi, 54; Hud Suresi, 7.

[65] Bkz. Bakara Suresi, 255.

[66] Bkz. Enbiya Suresi, 23.

[67] Bkz. Zümer Suresi, 75.

[68] Bkz. Mümin Suresi, 7.

[69] Bkz. Enbiya Suresi, 30.

[70] Bkz. Fussilet Suresi, 9;

[71] Bkz. Hicr Suresi, 19-21; Zariyat Suresi, 48. Nahl Suresi, 15-16. Rad Suresi, 13.

[72] Bkz. Taha Suresi, 53.

[73] Bkz. Fussilet Suresi, 10.

[74] Bkz. Taha Suresi, 53.

[75] Bkz. Naziat Suresi, 27-33.

[76] Bkz. Fussilet Suresi, 10.

[77] Bkz. Hicr Suresi, 19-21; Nahl Suresi, 15-16.

[78] Bkz. Hicr Suresi, 21.

[79] Bkz. Taha Suresi, 53; Zuhruf Suresi, 12.

[80] Bkz. Nebe Suresi, 14-16; Zuhruf Suresi, 11; Ankebut Suresi, 63.

[81] Bkz. Nur Suresi, 43.

[82] Bkz. Müminun Suresi, 18.

[83] Bkz. Neml Suresi, 61.

[84] Bkz. Rad Suresi, 4.

[85] Bkz. Rahman Suresi, 19; Furkan Suresi, 53.

[86] Bkz. Enam Suresi, 37.

[87] Bkz. Enam Suresi, 142.

[88] Bkz. Nahl Suresi, 5-8.

[89] Bakara Suresi, 29.

[90] Bkz. Naziat Suresi, 27-33.

[91] Bkz. Fussilet Suresi, 12.

[92] Bkz. Secde Suresi, 4-5; Araf Suresi, 54; Kaf Suresi, 38.

[93] Bkz. Hakka Suresi, 16-17.

[94] Bkz. Rad Suresi, 2.

[95] Bkz. Nebe Suresi, 3; Yunus Suresi, 5.

[96] Bkz. Yasin Suresi, 38-40; Enbiya Suresi, 33.

[97] Bkz. Furkan Suresi, 61.

[98] Bkz. Hicr suresi, 16; Enam Suresi, 97.

[99] Bkz. Mülk Suresi, 3-5.

[100] Bkz. Mülk Suresi, 3-5.

[101] Bkz. Saffat Suresi 6-10.

[102] Bkz. Enam Suresi, 96; Nebe Suresi, 10.

[103] Bkz. Rad Suresi, 12-13.

[104] Bkz. Zariyat Suresi, 7, 47.

[105] Bkz. Zariyat Suresi, 7.

[106] Bkz. Enam Suresi, 35.

[107] Bkz. Zariyat Suresi, 47.

[108] Bkz. Fatur Suresi, 1; hac Suresi, 75; Enbiya Suresi, 26.

[109] Bkz. Saffat Suresi, 164-166; Fussilet Suresi, 38.

[110] Bkz. Enbiya Suresi, 46.

[111] Bkz. Şura Suresi, 5.

[112] Bkz. Kadir Suresi, 4.

[113] Bkz. Mearic Suresi, 4.

[114] Bkz. Necm Suresi, 26.

[115] Bkz. Zuhruf Suresi, 19.

[116] Bkz. Mümin Suresi, 7.

[117] Bkz. Müddessir Suresi, 30-31.

[118] Bkz. Tahrim Suresi, 16.

[119] Bkz. İnfitar Suresdi, 11-12.

[120] Bkz. Bakara suresi, 161.

[121] Bkz. Nisa Suresi, 97; Araf Suresi, 37.

[122] Bkz. Nisa Suresi, 166.

[123] Bkz. Bakara Suresi, 98.

[124] Hakka Suresi, 16-17.

[125] Bkz. Rahman Suresi, 15.

[126] Bkz. Zariyat Suresi, 56.

[127] Bkz. Cin Suresi, 14-15.

[128] Bkz. Cin Suresi, 10-15.

[129] Bkz. Saffat Suresi, 6.

[130] Bkz. Mülk Suresi, 5.

[131] Bkz. Cin Suresi, 8-10.

[132] Bkz. Enam Suresi, 100.

[133] Bkz. Kehf Suresi, 50-51.

[134] Bkz. Sad Suresi, 71; Hicr Suresi, 28.

[135] Bkz. Bakara Suresi, 30.

[136] Bkz. Hicr Suresi, 29.

[137] Bkz. Nuh Suresi, 14,17.

[138] Bkz. Secde, 7.

[139] Bkz. Hac Suresi, 5.

[140] Bkz. Rahman Suresi, 14.

[141] Bkz. Hicr Suresi, 26.

[142] Bkz. Müminun Suresi, 12.

[143] Bkz. Saffat Suresi, 11.

[144] Bkz. Secde Suresi, 7-9.

[145] Bkz. Furkan Suresi, 54.

[146] Bkz. Tin Suresi, 4; Araf Suresi, 11.

[147] Bkz. Hicr Suresi, 30,31; Araf Suresi, 11.

[148] Bkz. Kehf Suresi, 50.

[149] Bkz. Kehf Suresi, 50; Hicr Suresi, 30,31; Araf Suresi, 11.

[150] Bkz. Hicr Suresi, 32.

[151] Bkz. Araf Suresi, 12.

[152] Bkz. Sad Suresi, 75.

[153] Bkz. Sad Suresi, 76; Araf Suresi, 12.

[154] Bkz. sad Suresi, 77; Hicr Suresi, 34; İsra Suresi, 61.

[155] Bkz. Araf Suresi, 13.

[156] Bkz. Hicr Suresi, 35.

[157] Bkz. Sad Suresi, 78.

[158] Bkz. İsra Suresi, 62.

[159] Bkz. Hicr Suresi, 36.

[160] Bkz. Hicr Suresi, 37-38; İsra Suresi, 63.

[161] Bkz. Hicr Suresi, 39-40.

[162] Bkz. Nisa Suresi, 118-119.

[163] Bkz. Araf Suresi, 16-17.

[164] Bkz. Sad Suresi, 82-83.

[165] Bkz. Hicr Suresi, 41-43.

[166] Bkz. İsra Suresi, 63-65.

[167] Bkz. Nisa Suresi, 119.

[168] Bkz. Araf Suresi, 18.

[169] Bkz. Sad Suresi, 84-85.

[170] Bkz. Rahman Suresi, 4.

[171] Bkz. Alak Suresi, 4-5.

[172] Bkz. Bakara Suresi, 31-33.

[173] Bkz. Nisa Suresi, 1; Araf Suresi, 189.

[174] Bkz. Araf Suresi, 19; Bakara Suresi, 35.

[175] Bkz. Taha Suresi, 116-119.

[176] Bkz. İsra Suresi, 53.

[177] Bkz. Taha Suresi, 120.

[178] Bkz. Araf Suresi, 20-21.

[179] Bkz. Taha Suresi, 121.

[180] Bkz. Araf Suresi, 22.

[181] Bkz. Bakara Suresi, 36.

[182] Bkz. Taha Suresi, 115.

[183] Bkz. Araf Suresi, 22.

[184] Bkz. Araf Suresi, 23.

[185] Bkz. Taha Suresi, 122.

[186] Bkz. Taha Suresi, 122.

[187] Bkz. Araf Suresi, 24-25.

[188] Bkz. Taha Suresi, 24.

[189] Bkz. Bakara Suresi, 39.

[190] Bkz. Araf Suresi, 24-25.

[191] Bkz. Fussilet Suresi, 21.

[192] Bkz. Müminun Suresi, 12-14.

[193] Bkz. Zümer Suresi, 16; Nisa Suresi, 1.

[194] Bkz. Zümer Suresi, 6.

[195] Bkz. Nisa Suresi, 1.

[196] Bkz. Maide Suresi, 27.

[197] Bkz. Maide Suresi, 27-29.

[198] Bkz. Maide Suresi, 30-31.

[199] Bkz. Maide suresi, 30.

[200] Bkz. Hucurat Suresi, 13.

[201] Bkz. İsra Suresi, 70.

[202] Bkz. Casiye Suresi, 12.

[203] Bkz. İbrahim Suresi, 32-33.

[204] Bkz. Nahl Suresi, 14.

[205] Bkz. Zümer Suresi, 6.

[206] Bkz. Zariyat Suresi, 48-49.

[207] Bkz. Mümin Suresi, 79-80.

[208] Bkz. Nahl Suresi, 16.

[209] Bkz. Duhan Suresi, 44.

[210] Bkz. Enam Suresi, 32.

[211] Bkz. Tevbe Suresi, 38.

[212] Bkz. Yunus Suresi, 24.

[213] Bkz. Müminun Suresi, 115.

[214] Bkz. Zariyat Suresi, 50.

[215] Bkz. Yasin Suresi, 60-61.

[216] Bkz. Araf Suresi, 26-27.

[217] Bkz. Ankebut Suresi, 57.

[218] Bkz. Kasas Suresi, 88.

[219] Bkz. Rum Suresi, 11.

[220] Bkz. Müminun Suresi, 115.

[221] Bkz. Mülk Suresi, 2.

[222] Bkz. Maide Suresi, 48.

[223] Bkz. Bakara Suresi, 55; Enbiya Suresi, 35.

[224] Bkz. Bakara Suresi, 31-33; Enam Suresi, 165.

[225] Bkz. Enam Suresi, 73.

[226] Bkz. Nahl Suresi, 36.’

[227] Bkz. Nisa Suresi, 163.

[228] Bkz. Nisa Suresi, 125.

[229] Bkz. Nisa Suresi, 164.

[230] Bkz. Bakara Suresi, 36, 84, 91 154.

[231] Bkz. Maide Suresi, 48.

[232] Bkz. Ali İmran Suresi, 19.

[233] Bkz. Maide Suresi, 70.

[234] Bkz. Bakara Suresi, 83.

[235] Bakara Suresi, 177.

[236] Bkz. Mümtahine Suresi, 12.

[237] Bkz. Zümer Suresi, 10-20.

[238] Bkz. Bakara Suresi, 284.

[239] Bkz. Bkz. Beyyine Suresi, 7-8.

[240] Bkz. Muhammed Suresi, 34.

[241] Bkz. Bakara Suresi, 39.

[242] Bkz. Ali İmran Suresi, 4.

[243] Bkz. Lokman Suresi, 13.

[244] Bkz. Maide Suresi, 72.

[245] Bkz. Nisa Suresi, 48, 116.

[246] Bkz. Nisa Suresi, 140-145.

[247] Bkz. Araf Suresi, 153.

[248] Bkz. Nisa Suresi, 146.

[249] Bkz. Zümer Suresi, 68.

[250] Bkz. Zümer Suresi, 68-69.

[251] Bkz. Neml Suresi, 87.

[252] Bkz. Zilzal Suresi, 7.

[253] Bkz. Bakara Suresi, 48.

[254] Bkz. Zümer Suresi, 69.

[255] Bkz. Enbiya Suresi, 47.

[256] Bkz. Fussilet Suresi, 20.

[257] Bkz. Kehf Suresi, 49.

[258] Bkz. Vaka Suresi, 1.

[259] Bkz. Vakıa Suresi, 10-26.

[260] Bkz. Hakka Suresi, 19.

[261] Bkz. Vakıa Suresi, 27-41.

[262] Bkz. Hakka Suresi, 25.

[263] Bkz. Vakıa Suresi, 41-46.

[264] Bkz. Zümer Suresi, 71-72.

[265] Bkz. Mülk Suresi, 6-8.

[266] Bkz. Bakara Suresi, 166-167; Fatır Suresi, 37.

[267] Bkz. Mülk Suresi, 8.

[268] Bkz. Müddessir Suresi, 27-31.

[269] Bkz. Beled Suresi, 19-20;

[270] Bkz. Saffat Suresi, 62-68.

[271] Bkz. İbrahim Suresi, 16-17.

[272] Bkz. Müminun Suresi, 104.

[273] Bkz. Nisa Suresi, 56.

[274] Bkz. Teğabun Suresi, 10.