Ana sayfa 136. Sayı Faşizmin toplama kampları

Faşizmin toplama kampları

536
PAYLAŞ

Ali Carman

1935’te Almanya’da 7 toplama kampı vardı. Sonraları başta Almanya olmak üzere; Çekoslovakya, Avusturya, Polonya ve Letonya’da sayısız toplama kampı açıldı. Faşizmin toplama kamplarında on milyondan fazla insan hunharca katledildi. Yazımızda her birinin kendine has özellikleri bulunan Dachau, Buchenwald ve Ravensbrück ölüm kamplarını anlatacağız.

Faşizme karşı zaferin elde edilişinin 70. yılındayız. Sosyalistler, ilericiler, demokratik kurumlar ve az da olsa sendikalar; panel, söyleşi, konferans, toplama kamplarına ziyaretler gibi onlarca, yüzlerce etkinlik düzenlemeye devam ediyorlar. İnsanlığın en karanlık, en acımasız, cehennemvari diye de tabir edilecek bu yıllar hakkında söylenecekler hiçbir zaman bitmeyecek. Söylenecek ve yazılacak ki yaşananlar tekrarlanmasın, unutulmasın.

17 Ekim Sovyet devrimi sonrası gözler bir bakıma Almanya’nın üzerindedir. Zira işçi sınıfı ve emekçilerin eylemleri dur durak bilmez. Hitler kurduğu faşist partinin (8 Ağustos 1920, Alman Nasyonal Sosyalist Partisi -NSDAP) sosyalizmle bir milim dahi benzerliği olmadığı halde sahtekarca bu adı da kullanır. Amaca ulaşmak için her şeyi yapmak sermaye sınıfı ve politikacılarının temel felsefesidir.

İlk toplama kampı Münih’in 15 km kuzey batısında bulunan Dachau kasabasında kuruldu.

8-9 Kasım 1923 Münih’te “kendini bilmezlerin” birahane darbesi başarısızlıkla sonuçlandı. Hitler ise beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bundan iki yıl sonra 1925’de bu kez katiller ordusu muhafız birliği SS Münih’te kuruldu. Ekonomideki kriz, artan işsizlik ve yoksulluk, peş peşe gelen seçimlerle… kronoloji daha uzatılabilir.

Almanya’da sınıf mücadelesinin gelişiminden endişelenen sermayedarlar 30 Ocak 1933’de Hitler’e ve partisine başbakanlık ve hükümet kurma görevini verdiler. Sermayenin temsilcisi ve Almanya cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg; 30 Ocak 1933’de Hitler ve avenesini kabul etti. Hitler iktidara gelir gelmez hemen gerçek yüzünü göstermeye başladı. Komünistler, sosyal demokratlar, sendikacılar asılsız suçlamalarla tutuklanmaya başlandı. Yahudiler ise toptan yok edilmesi gereken bir topluluk olarak ilan edildi. Faşistler üniversite bulunan tüm şehirlerin merkezi meydanlarında beğenmedikleri yazarların binlerce kitaplarını sevinç çığlıkları eşliğinde ateşe verdiler. Alman olmayan canlı/cansız ne varsa her şey yakılmalıydı. Ve böylece işbaşına getirilmesinden kısa bir süre sonra faşist uygulamalarla kara yıllar kendini gösterir oldu.

Toplama kampları

Toplumun sindirilmesinin ardından suçlananların sayısı kat be kat arttı. Ari ırktan olmayan herkes suçlu ilan edildi. Sözde çalışmaktan kaçanlar, asosyaller, Yahudiler, çingeneler, evsizler, eşcinseller, Yehova şahitleri vb. ile tutsakların sayısı yüz binleri, milyonları buldu. Binlerce tutuklunun ölümün sınırında yaşam mücadelesi verdiği toplama kampları açıldı.

1935’te Almanya’da 7 toplama kampı vardı. Sonraları başta Almanya olmak üzere; Çekoslovakya, Avusturya, Polonya ve Letonya’da sayısız toplama kampı açıldı. İnsan yazmakta, yürek çarpmakta zorlanıyor. Faşizmin toplama kamplarında on milyondan fazla insan hunharca katledildi.

Yazımızda her birinin kendine has özellikleri bulunan Dachau, Buchenwald ve Ravensbrück ölüm kamplarını anlatacağız. Yahudilere karşı girişilen soykırımın simgesi durumundaki Auschwitz-Birkenau kampına yazımızda değinmeyeceğiz.

Dachau’da insanların istiflenerek yerleştirildiği barakalardan bir görüntü.

Dachau Toplama Kampı

Hitler iktidara getirildikten bir ay kadar sonra toplama kampları (Konzentrationslager-KZ), Mart 1933’de Dachau da uygulamaya kondu. Faşistler toplama kamplarının amacını şöyle açıklamıştı: “Alman milli bünyesine zararlı oldukları anlaşılmış olan ve görüşlerinin değişmesi ihtimali görülmeyen unsurlar, geçici olarak zararlaştırılarak işe yarar vatandaşlar haline getirilmek üzere buralarda tutulacaktır.” Böylece toplama kampları, SS-Totenkopfverbände’lerin (Kurukafa Birlikleri) gözetim ve denetiminde ölüm saçmaya başladılar.

İlk toplama kampı Münih’in 15 km kuzey batısında bulunan Dachau kasabasındaki eski bir silah fabrikası alanına 22 Mart 1933’de kuruldu. Bu kamp ileride çoğalacak kamplar için prototiptir. Münih’in polis müdürü Heinrich Himmler kampa yönetici olarak atandı. Kamptaki tutsakların sayısı kısa bir sürede binlerle ifade edildi. İki yıl sonra tutsakların sayısı 35 bini buldu. Kamp kapasitesi bunu kaldırmayınca bir yanda yeni barakalar, diğer yanda çevrede Dachau’ya bağlı yeni kamplar açıldı.

Bu fırınlarda ekmek yapılmıyor, insan yakılıyordu (Dachau Toplama Kampı).

210 bin insan kampta en ağır koşullarda yaşam mücadelesi verdi. Bunlardan 45 binden fazlası değişik biçimlerde öldü/öldürüldü. Kamp 29 Nisan 1945’de müttefik kuvvetlerinden Amerikan askerleri tarafında kurtarıldı.

Kamptan kurtulanların (Dachau Uluslararası Komite) girişimiyle, 1965 yılında, Dachau veya ölüm fabrikası, dünya insanlarının görmeleri ve yaşananları unutmamaları için hizmete açıldı. O günden bu yana dünyanın dört bir yanından binlerce insan kampı her yıl ziyaret eder.

Ziyaretçiler binlerce kişinin öldürüldüğü Dachau’daki gaz odalarında.

Arbeit macht frei – Çalışmak özgürleştirir

Uzun yıllar Almanya’da bulunduğumuzdan fırsat buldukça yaşadığımız ülkenin tarihini ve geçmişini öğrenmek için bu tür yerleri bazen tek bazen gruplar halinde ziyaret ederiz. Bir Dachau ziyaretimizde yanımızda sevgili Yılmaz Onay hocamız da vardı. Almanya’daki sosyalizm mücadelesi hakkında yeteri kadar bilgisi ve çevirisi olan Yılmaz Onay hocamızın bile gördükleri, duydukları karşısında nutku tutuldu, yürüyemez oldu ve oturup biraz nefes almaya çalıştı.

Bu yıl faşizme karşı zafer ve özgürlüğün elde edilişinin 70. yılı nedeniyle bir grup arkadaşımızla yeniden gitmeye karar verdik. Dachau toplama kampının giriş kapısında; Arbeit macht frei – Çalışmak özgürleştirir (kapı kısa bir süre önce hırsızlarca çalınmıştı) yazısı hemen dikkat çekiyor. İçeri adım atar atmaz insan dumura uğruyor, ne yapacağını, ne yöne gideceğini şaşırıyor.

Belge, fotoğraf ve filmlerin bulunduğu müze bölümünü adım adım geziyoruz. İçerisi çeşitli milliyetlerden insanların yanı sıra gencecik çocuklarla dolu. Yüzlerce, binlerce belge itinayla insanlığın bilgisine sunulmuş. Hitler’in iktidara gelişi, kampta yaşananlar, her şeye inat direnenler..

Tutsakların mektupları, karikatür ve resim çizimleri az da olsa korunmuş. Serginin bir bölümünde kısım kısım uluslarına ve düşüncelerine göre tutsakları gösteren kocaman panolar var. Hepsi tek tek inceleniyor. Kalabalık bir gençlik grubu dikkatle rehberin anlatımlarına kulak vermişken, üç genç kız dayanamayıp, gözyaşları içinde çareyi birbirlerine sarılmakta buluyorlar.

Dachau’da tutsakların yaptığı çizimlerden.

Kampta günlük yaşam

Toplama kamplarının bilinen olgularından biri de tutsakların haftanın bütün günlerinde 11-12 saatlere varan zorunlu çalışmalarıdır. Hınca hınç tutsak dolu 300-500 kişilik barakalarda kalk saati sabahın dördü. Genel sayım sonrası binlerce kişi değişik işletmelere çalışmaya gider. Faşistlerin gözetimindeki çalışma saatlerinde, mola vermek, işi aksatmak, görevliye karşı gelmek ve herhangi yanlış bir söz söylemek en ağır cezalara tabi tutulmakta. Kölece çalışmanın akabinde saat 19.00’da adına yemek denirse yemek, tekrar sayım ve saat 21.00’de barakaların ışıkları kapatılıyor.

Kampta doktora çıkmak ölümle yüz yüze gelmek gibi bir şey. Doktora çıkan tutsak kobay olarak en akıl almaz denemelere tabii tutulur. Doktorlardan Claus Karl Schilling’in kurduğu deneme laboratuvarında binlerce insan öldürülmüştür.

Müze çıkışı, katledilen insanlar anısına dikilen anıtın önündeyiz. Az ilerde beş dilde yazılı; ‘Faşizm bir daha asla’ anıtında bir an duraksıyor ve göğün aydınlığına bakıyoruz. Bu alanda insanlar nasıl yaşamış, direnmiş, yaşam umutlarını yitirmemiş. Saygı duymamak elde değil…

Dachau’da “Ölüm Yürüyüşü” anıtı.

Ve tutsakların kaldıkları barakalara doğru yürüyoruz. 200 kişilik barakalarda bazen bin kişinin istiflenmiş olarak kaldığını rehberden dinledik. Panolardaki resimler baraka yaşamını gösteriyor. Faşistler bir barakada Ravensbrück kampından özel olarak getirilen kadınların ticaretini (birbirlerine satarak) dahi yaptılar. Bugün, toplam 34 barakadan sadece iki tanesi kalmış. Diğer barakaların yeri dümdüz edilip çakıl taşlarıyla döşenerek numaralandırılmış. Ziyaretçiler çoğu zaman buraya çiçekler bırakırlar.

Kampın çevresi elektrikli tellerle çevrilmiş ve gözetleme kuleleri ile her anı kontrol altında. Alanı sarhoş olmuş insan misali gezinirken, derinliklerden insanın kulağına sesler geliyor sanki…

Krematorium: İnsanların yakıldığı fırınlar

Üç saatlik gezintinin ardında uzaktan bacası görülen, insanların yakıldığı fırınlara yöneliyoruz. Yaklaştıkça güçlükle çıkıyor kelimeler ağzımızdan. Havada sanki bir başka koku var… Önce gaz odasındayız. Her yanı kapalı küçücük odaya sıkıştırılmış 100-200 insanın üzerine zehirli gaz bırakılmakta. Bu koşullarda yaşam 15-20 dakika sürmekte. Nefesler tutulmuş, tam bir ölüm sessizliği içinde hızla öbür odaya geçip fırınların önünde duruyoruz. On yaşlarında küçük bir kız çocuğu sessizce beyaz güller bırakıyor binlerce insanın yakıldığı fırınların önüne.

Kör karanlıktan kaçar gibi dışarı atıyoruz kendimizi. Kampın hemen yanında ağaçların içinde, 1941’de dört binden fazla Sovyet savaş tutsağının kurşuna dizildiği alan ve adları bilinmeyenler (Kampın son günlerinde kömür bulunmayınca 7500 kişinin toplu mezarı) anısına yapılmış anıtlar önünde bir dakikalık saygı duruşundan sonra hızla uzaklaşmak istiyoruz kamp yerinden.

Kadınlar Kampı Ravensbrück’te binlerce kadın katledildi.

Kadınlar Kampı Ravensbrück

İnsanlık tarihinin en karanlık, en korkunç dönemi kuşkusuz Hitler faşizmi dönemidir. Toplama kampları da bu kahrolası dönemin birer aynası durumunda olan yerler. Dachau; ilk kamp olma, Buchenwald, kurtuluşunu kendisi sağlayan, Auschwitz ise en büyük olmalarıyla bilinir.

Hitler’in uşaklarından Heinrich Himmler tarafından 1938’de yapımına başlanan Ravensbrück toplama kampı da kadınlar kampı olmasıyla öne çıktı. Berlin’e 85 km uzaklıkta bulunan kampın girişinde duvara kazılmış olan Alman yazar Anna Seghers’in şu sözleri gelenlere gerçekleri görmeye hazır olun diyor: “Onlar hepimizin anaları, bacıları ve ablalarıydılar. Eğer bu kadınlar narin ve çelimsiz vücutlarını faşizm dönemi boyunca size ve geleceğinize siper etmemiş olsalardı bugün özgürce öğreniyor, oynuyor olamazdınız ve buraya gelemezdiniz!”

Ravensbrück’te 12 kadın kırbaçlanarak kocaman silindiri çekmek zorunda bırakılıyordu. İşte o silindir ve kırbaç!

Naziler kamplarda topladıkları esirleri en ağır koşullarda çalışmaya zorladılar. Ravensbrück’te de kadınlar Alman tekellerinin emrine sunuldular. Silah, kimya ve tekstil sektörlerinde bir parça ekmek karşılığı en az 12 saat çalıştırılan kadınların en çok yaptıkları iş SS subaylarının eşlerine kürk mantolar ve çocuklarına elbiseler dikmekti. Çalışma koşulları kadınların başta tüberküloz olmak üzere değişik hastalıklara yenik düşmelerine neden oluyordu. Faşistler, bu koşullarda günde 12 saat çalışan kadınlara 9 aylık bir ömür biçmişlerdi.

Yine zaman zaman sergilenmek için dışarı çıkarılan dev bir beton silindirin yol yapımı için kadınlara çektirildiğini öğreniyoruz. 12 kadın kırbaçlanarak kocaman silindiri çekmek zorunda bırakılıyorlardı. Tarlada, taş kırmada, işletmede kırbaçlanarak çalıştırılanlar itiraz edecek olurlarsa hücre cezasına çarptırılıyorlardı. Hücre cezası 5 günden üç aya kadar değişiyordu. Karanlık hücre, ekmek ve su hücresi, işkence hücresi gibi bölümlerden oluşturulan zemin kattaki 78 hücreyi anlatan bir sergi bulunuyor. İspanya,Yunanistan, Bulgaristan, Sovyetler Birliği, Luxemburg yaşananları kınayan açıklamalar yapmışlar. Kadınlar kampında Türkiye’den 70 kadının kaldığı bilinmesine rağmen onlara dair geniş bilgi bulamadık.

Ravensbrück Kadınlar Kampındaki anıtlar.

Kızıl Ordu: Uzanan dostluk eli

Sosyalizme ve insanlığa savaş açan Hitler ve şürekası, yenilginin kaçınılmaz olduğunu fark edince toplama kamplarından iz bırakmamak için her şeyi ama her şeyi yok etmeye başladılar. 1945 yılı Mart ayında Ravensbrück’te idam alanları, gaz odaları ve fırınlar bir kez daha devreye sokuldu. Krematoriumda (insan ölüsü yakılan fırın) yakılan kadınların külleri, kampın hemen yanında bulunan Schwedsee gölüne döküldü. Yalnızca bir ay içinde 2400 kadın katledildi. SS’ler 27 Nisan’da kampı boşalttı. Ağır hasta 2000 kadın, 200 erkek ve kampta çalışan 700 kişi zorla ölüm yürüyüşüne çıkarıldı.

30 Nisan 1945’te insanlığın dostu, barışın ve özgürlüğün koruyucusu Kızıl Ordu birlikleri kampa ulaşarak geride kalanları kurtardı. 3 Mayıs’ta ise ölüm yürüyüşüne zorlananlar özgürlüklerine kavuşturuldular. Sovyet Kızıl Ordusu tarafından kurtarılanların bir kısmı daha sonra Hamburg ve Nürnberg’teki mahkemelerde tanıklık yaptılar.

Ravensbrück Kadın Toplama Kampı’nda 1939-1945 tarihleri arasında toplam 132 bin kadın (140 bin olduğunu iddia edenler de var) ve çocuk, 20 bin erkek ve 1000 genç kız esir tutulmuş. Kamp, Kızıl Ordu tarafından ele geçirilip tutsaklar kurtarılıncaya kadar binlerce (92 bin) kadın, çocuk katledilmiş.

Kamptaki Bulgaristan bölümünde faşizme karşı direnişin simgesi olmuş Georgi Dimitrof’tan güncelliğini, doğruluğunu yitirmeyen bir sözle Ravensbrück yazımızı bitirelim: “Kadınlar örgütlü, siyasi bilinçli ve aktif iseler devasa bir güçtürler. Bütün tecrübelerimiz, kadınlar katılmadan halka hizmet eden hiçbir büyük davanın gerçekleşmeyeceğini gösterir!”

Buchenwald Toplama Kampı barakalarından bir görüntü.

Buchenwald ve kurtuluş kavgası

Hitler dönemi Almanya’sında en büyük toplama kamplarından olan Buchenwald, eski Doğu Almanya’nın Thüringen eyaletinde bulunan Weimar yakınlarında kayın ormanı içine kurulmuş bir ölüm makinesi. Değerli edebiyatçılarımız Güngör Gencay, Asım Gönen ve bir grup arkadaşımızla Ekim 2008’de Buchenwald’a gitmiştik.

Kampın kapısında “herkes hak ettiğini bulur – Jedes das Seine” yazılı. Kampın girişindeki binanın üstünde kurulu olan saatin yelkovanı özgürlüğün anısına 15.15’e sabitleştirilmiş. Kampa giren herkesin dikkatini önce bu durmuş saat çekiyor.

Buchenwald’da insan yakılan fırınlar.

Toplama kampına ilk olarak Haziran 1937’de bir grup KPD’li (Almanya Komünist Partisi) olmak üzere 150 kişi getirilmiş. Diğer kamplar gibi gün geçtikçe tutsak sayısı on binleri bulmuş. Faşizme karşı direnişi örgütlemeye çalışan binlerce KPD’li tutuklanarak özel olarak Buchenwald kampına katledilmeye getirilmiş.

Bir zamanlar çalışma kampı olarak işletilen yere Avrupa’nın dört bir yanından 250 bin kişi tren/vagonlarla kan ter içinde taşınmış. Bu konuda Alman demiryollarının (DB) geçmişi oldukça kirli. Getirilenlerin çoğunluğu, komünist, Yahudi, sosyal demokrat…

Moskova ve Londra radyolarına kulak vermek

Alman işçi sınıfının yiğit önderi Ernst Thälmann’ın da katledildiği (18 Ağustos 1944) Buchenwald kampında komünistler öncülüğünde 18 kişilik enternasyonal illegal bir kurtuluş/direniş komitesi kurulur. Komite işe önce en basit sorunlardan; tutukluların birbirlerine güvenmelerini sağlamak, ajan ve ispiyonluklar yapmasını engellemek ve dayanışma ağını örgütlemekle başlar. Uluslararası dayanışma komitesi altı dilde bildiriler dahi çıkarır. Komite kısa bir sürede 188 grupta 900 üzerinde kişiyi örgütler. Silah fabrikası çalışmalarında sabotajlar yapmışlar, buradan aldıkları silahları canları pahasına saklamışlar. Elektronik uzmanlarının girişimiyle Moskova ve Londra radyolarını büyük bir gizlilik içinde dinleyip bilgileri diğer tutsaklarla paylaşmışlar. Ölümün her an, her saniye kapıyı çaldığı koşullarda insanlık için büyük bir gizlilik ve inanılmaz inanç ve umutla yapılan çalışma sonuçlarını vermiş. Öyle ki, Naziler tutsaklarla diyalog kurmak zorunda bile kalmışlar.

İşte faşizm! (Buchenwald toplama kampı)

1937-45 yılları arasında, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden 250.000 kişi, tutuklanarak Buchenwald Toplama Kampı’na getirilmiş. Bunlardan 56.000 kişinin öldürüldüğü tahmin ediliyor. Hitler’in özel talimatıyla faşizme karşı direnişte öne çıkanların toplanması için yaptırılan kampta at ahırı denen bir muayenehanede doktor kontrolü altında 7200 Sovyet ordusu savaşçısı kafalarına kurşun sıkılarak öldürülmüş. Kampta katledilenler hakkında not tutmak dahi ölüme sebep olmaktaymış. Buna karşın her grubun sözcüsü kendi yöntemleriyle tarihe not düşmüşler.

Her bir toplama kampının kendine has özelliği var. Buchenwald Toplama Kampı faşist çılgınlıklarla ve de tutsakların özgürlük için kendi çabalarıyla kurmuş oldukları örgüt ile tanınır. 11 Nisan 1945’de Amerikan ordusu kampa girdiğinde kampın tutsaklarca kurtarıldığının farkına varır.

Bilgi edinmek için her şey düzenlenmiş. Her resmin, materyalin, taşın yanına küçük açıklayıcı notlar düşülmüş. Kaldı ki o küçük notlar olmasa dahi gördükleri insanın bilincini darmadağın ediyor.

Toplama kamplarının ortak özelliklerinden biri de; kadın-erkek-çocuk denmeden tutsakların üzerinde vahşice ‘tıbbi’ deneyler yapılmış olması.

1958’de açılan Buchenwald kamp alanı ve sergilerde yeteri kadar materyal görmek mümkün. Faşizm tarafından katledilenlerin ve direnişçilerinin anısına dikilmiş görkemli anıtın önünde resim çekiyoruz. Yüzleri ovaya dönük on kararlı insan ve bir çocuk. Kavgada düşenin sıkılı yumruğu, sırtlanmış kızıl bayrak, ellerindeki silahlarla tetikte bekleyenler, geleceği kazanmaya olan inançla yapılan zafer işareti uzaklara bakan gözler özgürlüğü simgeliyor.

Umut insanda, umut direnmekte

Toplama kamplarını ziyaretimizde öğrendiğimiz en temel gerçeklik; hangi türden bir baskı, işkence ve imha etme olursa olsun her daim umutlu olmak, insana ve insanlığın eninde sonunda kazanacağına inanmaktır. Sırt sırta verme, yardımlaşma, yoldaşının, arkadaşının veya bir çocuğun yaşayabilmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamak.

Polonya’nın doğusunda ormanların derinliklerinde aileleri korumak, kurtarmak için oluşturulan Yahudi partizan birlikleri öncülerinden Tuvia Bielski’nin söyledikleri gibi: “Yoldaşlar! Bugün en güzel günüm. Çünkü bugün büyük bir insan grubunun gettodan çıkışını kendi gözlerimle gördüm! Size söz vermiyorum. Hayatta kalmaya çalışırken ölebiliriz. Ancak insanların hayatını kurtarmak için elimizden geleni yapacağız. Planımız şu. İnsanlar arasında seçim yapmayacağız. Yaşlıları, çocukları ve kadınları yok etmeyeceğiz. Hayat zor. Sürekli tehlike içindeyiz. Ancak yok olursak, ölürsek, insan gibi öleceğiz.”

Komünistler varsa toplama kampında bile direniş örgütlenir (Buchenwald’da direniş anıtı).

Bugün sermaye çevreleri tarafında kamplar hakkında yazılanlar ve söylenenlere bakılacak olursa asıl amacın, faşizm karşısında direnme anlayışının, özellikle komünist kahramanlıkların üstünü örtbas etme, Thalmann’ın partisini karalama olduğu rahatlıkla görülebilir. Anti-faşistler cesaretle Nazi barbarlığına, SS ve Gestapo işkencelerine direndiler. Onlar yiğitlikleriyle Alman halkının onuru oldular. Sözü edilen kamplarda yaşananlarla ilgili olarak, o cehennem yıllarında sağ kalabilmiş o güzel insanlar ile az da olsa tanışabilme, sohbet etme fırsatını yakalamışlar olarak ne kadar çok şanslı olduğumuzun farkında mıyız acaba!

İşte onlardan geçtiğimiz yıllarda (25 Mayıs 2007) kaybettiğimiz Gertrud Müller’in yapmış olduğumuz bir söyleşideki sözleri: “Faşizmin yenilgiye uğratılmasından sonra komünistler üzerinde takibat devam etti. 1947-1949 arası iki yıl gözetim altında tutuldum. Bir de baktım ki Hitler döneminin kimi memurları hiçbir şey olmamış gibi görevdeler. Ben Ravensbrück toplama kampında kaldım, kolay kolay pes etmem. Yaşadığım müddet hep faşizme karşı mücadele edeceğim.” Evet, mücadele bugün de başka koşullarda başka biçimlerde devam ediyor.

Yaşananları unutmadan tarihten öğrenmek

Almanya gibi bir ülkede ırkçılık ve Nazi örgütlenmeleri gündemden düşmek bilmiyor. Her dönem kendilerine yeni bir ad bulup toplumun en geri, en milliyetçi eğilimlerine bin bir türden yalanlarla seslenmekteler. Toplumu birbirine karşı kışkırtan, gerçek sorunlardan uzaklaşmasına hizmet eden ve göçmen emekçileri hedef tahtasına koyan tüm neo-Nazi örgütlenmeler şöyle ya da böyle devletten maddi-manevi destek almaktalar.

NSU örgütünün işlediği (8 Türkiyeli, 1 Yunan ve 1 Alman) cinayetler, İslamofobik gelişmeler, göçmenlere ve kimi zaman camilere yapılan saldırılara rağmen hükümet bu konuda ciddi bir adım atmamakta. Tüm faşist parti ve örgütlerin kapatılıp, propagandalarının yasaklanması neden gerçekleşmiyor?

Almanya’nın onlarca kentinde düzenlenen ırkçılığa karşı eylemlere katılım artarak devam ederken, ne yazık ki İslami çevrelerden katılım çoğu zaman yok denecek kadar az oluyor. AKP’nin yan kolu gibi faaliyetler içinde olan DİTİB (Diyanet İsleri Türk İslam Birliği) tam bir aymazlık içinde. Belli ki bunlar da ırkçılıktan nemalanmaktalar.

Hangi ulustan olursa olsun, hangi dili konuşuyorsa konuşsun, hangi inanca inanıyorsa inansın; işçi ve emekçilerin sorunları ortak. Buna hayat içinde binlerce kez tanık olunmuştur. O halde; ayrımcılığa, ırkçılığa ve bölünmüşlüğe karşı ortak yaşam ve mücadeleyi güçlendirmek için harekete etmeliyiz. Çünkü işçi ve emekçilerin, halkın gücü örgütlü birliğinden gelir.