Ana sayfa 144. Sayı Bilim ve şarlatanlık üzerine: Bedava yaşıyoruz, bedava!

Bilim ve şarlatanlık üzerine: Bedava yaşıyoruz, bedava!

225
PAYLAŞ

Önce oksijen kafeler çıktı. Burnundan kılcal borular sarkan ve mutlu görünen insanların resimleri sardı gazeteleri. Bilim kılıfında pazarlanan, Türkiye’de yeni popülerleşen bir sömürü alanı nefes terapisi.

 

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekânlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

(Orhan Veli)

Gözünü sevdiğimin Orhan Veli’si, ‘hava bedava, su bedava’ diye söylemiş. Orhan Veli’nin içinde bulunduğu akıma Garip adını vermişler. Çevredeki tüm gariplikleri dürüst bir yaklaşımla analiz eden ve ince bir alayla yansıtan Orhan Veli garip olup çıkmış.

Bir zamanlar doğadaki tüm canlılara ait olan doğal kaynakların, kendini fazla akıllı sanan işletmeciler tarafından birer iş kolu haline getirildiğini görüyoruz. İnsanlar önce suyu şişeledi. Doğal kaynaklardan uzakta yaşayan kent insanı buna inandı, güvendi, satın aldı. Şişeli suların geceleri mahalle çeşmelerinden doldurulduğunu görmesine karşın bu suların esiri oldu. Şimdi sıra havaya geldi.

Bilimin toplumdaki saygın yeri kullanılarak, pek çok şarlatanlık türü, inanılması güç bir şekilde eğitimli kesimlere pazarlanıyor ve insanlar acımasızca sömürülüyor. Toplum standartlarının biraz üzerinde eğitime sahip insanlar, son zamanlarda, Amerikan kültürünün bastırdığı, “dindar değilim ama spritüelim (maneviyatım güçlüdür)” yaklaşımıyla, yaşamlarında çeşitli boşlukları doldurmaya çalışırken bu tuzaklara düşüveriyorlar. İşin acı yanı, kapitalizm bu erkinde çoğunlukla hem müşteri, hem de satıcı olarak kadınları kullanıyor. Ev kadınlarına temizlik malzemesi sattırarak büyük paralar kazanan piramit sistemler, eğitimli kadınlara da sözde bilimsel bir sosla üstü örtülmüş ‘her derde deva’ çözümler sattırıyor.

Anlayacağın sevgili Orhan Veli, sudan sonra hava da bedava değil. Sen bunu öyle iyi biliyordun ki, çok önceleri biliyordun!

Önce oksijen kafeler çıktı. Burnundan kılcal borular sarkan ve mutlu görünen insanların resimleri sardı gazeteleri. Bir de yerlere yatarak, bir sözde uzmanın yardımıyla nefes almayı öğrenmek için para ödeyenler var. Bilim kılıfında pazarlanan, Türkiye’de yeni popülerleşen bu sömürü alanı nefes terapisi. Müzisyenlerin eğitiminde önemli yer tutan, diyaframdan nefes alma tekniğinin yeni bir buluş gibi sunulduğu bu ticaret türünde her şey iyi niyetli başlıyor. İnsanların doğru nefes alamadıkları, akciğer kapasitesinin çok azını kullandıkları ve doğru nefes alarak kendilerini daha iyi hissedebileceklerini söylüyorlar. Buna benzer, insana mantıklı gelebilen bir girişten sonra gerçek niyet ortaya çıkıyor. Her hastalığa, hatta kansere bile iyi geleceği yönünde beyin yıkamalar içeren, ticari markalı bir umut tacirliğine dönüşüyor.

İnsanın nefesi ve akciğer kapasitesi, insansıların ortaya çıkmasından bu yana en az 7 milyon yıllık bir evrim sonucunda üst ve alt sınırlarıyla şu anki durumuna gelmiş bulunuyor. Spor vücudun sağlıklı kalacağı standartlar dahilinde ortalama vücut kapasitelerinin üst düzeylerine çıkartmayı başarıyor. Bu değerler üzerinde sağlıklı yorumlar yapabilecek spor hekimliği adında bir bilimsel bir uzmanlık alanı da var. Ama dikkat edin, aynı şeyi iddia eden nefes terapisi ticari bir marka. Üstelik nefes terapisini Türkiye’ye getiren bir tıp doktoru veya bir bilim insanı değil, bir işletmeci.

Pazarlamanın üniversitelerde bir bölüm olduğu son yüzyılda, pazarlama başarısı olarak görülebilecek bu alanlar, okumuş ve yüksek sosyal düzeyi hedefliyor. Müşteriler bilim ve teknolojinin önemini biliyorlar ancak gözleri çok kolay boyanıyor. Üstelik bilimsel olduğunu sanarak daha da güveniyorlar. Üniversite mezunu terapistler (!) müşterilerin ikna edilmesinde etkin görev üstleniyorlar. Kısacası, eğitim azaldıkça ve eğitim kalitesi düşüp cahilleşme toplum geneline yayıldıkça, kimi hacı-hocaya gidiyor, kimi de nefes terapistlerine. Biri yobazlığa, diğeri bilim kılıfına sığınıyor.

Üniversitenin hedefi sadece kişiyi herhangi bir konudaki bilginin uzmanı haline getirmek değil, genel bir eleştirel bakışı ve aydınlanmayı verebilmektir. Satranç turnuvalarının tavla turnuvalarıyla yer değiştirdiği üniversitelerimizden bunu beklemek çok zor.

Cahilleştirilen, çeşitli yöntemlerle uyutulan toplumlarda da ‘hürriyet kelle fiyatına, esirlik de bedava’ olur! Ah sevgili Orhan Veli, ne kadar da haklıymışsın! Ne garipmişsin sen Orhan Veli, ne garip!