Ana sayfa 162. Sayı Yurt ve Dünya’daki evrim: Muzaffer Şenyürek

Yurt ve Dünya’daki evrim: Muzaffer Şenyürek

362
PAYLAŞ
Ord. Prof. Dr. Muzaffer Şenyürek (1915-1961)

Ergi Deniz Özsoy

Muzaffer Şenyürek hocanın Yurt ve Dünya’daki makalesi, biyolojik evrimin genel kuramsal çerçevesini başarıyla çizen yarı popüler bir yazı. Hocanın toplam 7 sayfaya sığdırdığı makalesinde büyük bir ustalıkla evrimi özetleyerek anlatabilmesinin sırrı, akademik eğitimi ve geçmişinde yatmasının yanı sıra, edindiği birikim ve konuya hakimiyette de saklı elbet.

Geçen ayki yazımızda, Türk düşünce tarihinin en önemli dergilerinden biri olan ve 1944 yılı Mart sayısının (42. sayı) ardından faaliyeti durdurulan -muhakkak ki bağımsız, cesur ve hakikatten yana nesnel duruşu sebebiyle- Yurt ve Dünya dergisinin evrim ve Darwin sayısından söz etmiştik. Evrim ve Charles Darwin bahsinin yurt ve dünya açısından önemini özetleyen bir editoryal giriş ile birlikte, büyük antropolog Muzaffer Şenyürek ve sahasında en az onun kadar kıymetli Niyazi Berkes hocaların yazılarını içeren bu sayının, günümüzde bile bilimsel değer ve tespitlerinden fazla şey yitirmediklerini vurgulamıştık. Şimdi bu iki yazıyı bir parça daha detaylı inceleyelim ve genel geçer hususlarıyla birlikte, sundukları bilginin önemini vurgulamaya çalışalım.

Muzaffer Şenyürek’in Yurt ve Dünya dergisinin Mart 1944 tarihli 42. sayısında yayımlanan makalesinin ilk sayfası.

1 Şubat 1944 tarihli 39. sayının ilk evrim makalesi Muzaffer Şenyürek’in “Charles Darwin: Hayatı ve Eserleri” adını taşıyor. Muzaffer hoca yazısına evrimin ne olduğunu tarif ederek başlıyor ve hemen Darwin’in önemini vurguluyor. Yazının girişini aktaralım: “Bütün hayvan ve nebat nevilerinin daha eskiden yaşamış olan canlı varlıkların değişmesiyle şimdiki hallerine geldikleri, bugün artık ilim tarafından kabul edilen bir gerçektir. Canlı varlıkların değişerek yeni yeni şekillere ve nevilere geçmesine tekamül (evrim) diyoruz. Bu gerçeği ilk defa ispat ederek biyoloji alemine kabul ettiren bilgin, bu yazımızda hayatını ve eserlerini gözden geçireceğimiz büyük İngiliz tabiiyecisi Charles Darwin’dir.”

Bu oldukça genel, ancak son derece açık ve net biçimde biyolojik evrimin nasıl anlaşılması gerektiğini söyleyen ve evrimsel biyolojinin kurucu babasının kim olduğuna dikkati çeken bir giriş cümlesi. İki nokta çok vurucu nitelikte: Birincisi, bütün canlılığın daha önceden yaşamış başka canlılardan (değişerek) kök alması ve tarihe hayli bağımlı bu canlılık çeşitlenmesinin yeni şekiller ve türler (neviler) şeklinde ortaya çıkması. Birinci nokta, herhangi bir evrimleştirici mekanistik bir sürece (doğal seçilim yada genetik sürüklenme) başvuru gerekmeksizin evrimin bir olgu olduğunun kolaylıkla görülebileceğini vurguluyor ki son derece doğru ve geçerliği su götürmez bir saptama bu.

İkinci nokta ise, evrimleşmenin biyolojik özellik (şekil) ve türleşmeler bütünü olan bir süreç olarak tanımlanması. Modern evrimsel biyolojinin jargonuyla söyleyecek olursak, anagenetik (bir türün bireylerinde gözüken herhangi bir organ, organ parçası vb. açısından tanımlanan varyasyonun tarihsel olarak vardığı çarpıcı değişim noktası itibarıyla evrimleşme) ve filogenetik (tür içindeki varyasyonun türler arası varyasyon şeklinde organize olmasıyla meydana gelen türleşmeler, yeni türlerin ortaya çıkışı) evrimleşme. Kısacası, Muzaffer hoca hemen ilk baştan evrimsel biyolojinin temel çalışma düzlemlerini vererek evrimi tarif ediyor.

Makalenin sonraki bölümü ise, Darwin’in yaptığı gözlem ve keşiflerin evrimsel biyolojiyi doğuran sonuçlarının, dönemin yaygın fikri temelini oluşturan, canlılığın birbirinden bağımsız ve anlık yaratılışların sonucu kabulünün geride bırakılmasındaki etkin rolünün tartışmasına kısaca ayrılmış. Buffon, Lamarck, Cuvier ve Charles Lyell’in üretimleri ve yaklaşımlarının kuramın, özellikle ortak kökenden türeyerek değişmesi şeklindeki olgusal vurgusunun biçimlenmesindeki rollerine değinilen kısa tarihçeyi Darwin’in yaşam öyküsü izliyor. Bu yaşam öyküsü, zaman zaman Darwin’in kişiliğine ilişkin tespitler içerse de, kısa ve öz bir makalede olması gerektiği ölçüde, doğal olarak, evrim kuramının belirginleşmesi ve olgunlaşmasına dair hatlar üzerinden kurulmuş bir anlatı.

Evrimin olgusal tarafının tamamlayıcısı olarak doğal seçilim de elbette makalede yer alıyor. Doğal seçilim tanımlanırken de, Darwin’in seçilimin izahı için Thomas Malthus’u referans almasına da değiniliyor. Muzaffer hocanın makalesinin memleketimiz dahilinde, dönem itibarıyla dikkat çekici bir değinisi ise, Alfred Russel Wallace’ın da, doğru tarihsel bağlamda, Türlerin Kökeni’nin yayımlanmasındaki dolaylı ama etkin rolüyle verilmesi. Darwin’den bağımsız şekilde, doğal seçilimle değişme çerçevesinde Wallace’ın yazdıklarının Darwin’i Köken’i yayımlamaya sevk etmesinin tarihini de böylece özet bir şekilde öğrenmiş oluyoruz. Wallace’in fikirlerini ortaya koyduğu çerçevenin -Wallace’ın da takdir ettiği- Darwin’inki denli ayrıntılanmışlık ve netlikte olmayışı Muzaffer hocanın makalesinde de açık seçik ifade ediliyor.

Makalenin sonraki kısmı ise doğal seçilimin teknik tarifine ve kuramın 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca şekillenmiş gelişimine ayrılmış. Muzaffer hoca, hemen söyleyelim, doğal seçilimi oldukça net bir biçimde tarif ediyor: biyolojik özelliklerdeki görece küçük etkili kalıtımsal değişimlerin -varyasyonların- uygun çevre koşullarında aralarında ortaya çıkabilen ve hayatta kalma ve sonraki kuşaklara yavru döl verebilmelerini etkileyen farklar üzerinden evrimsel değişim dinamiğinin tanımlanıyor. Makale, evrim kuramının genel kabul görmesine giden yolun ne denli çetin olduğuna da değinerek, evrim kuramının, pek çok sınama biçimlerinin ürettiği bilgi ışığında canlı çeşitliliğinin tüm yüzlerini açıklayan temel izahı verdiğini vurgulayarak ana çerçevesinin çizgilerini başarıyla tamamlıyor.

Şenyürek’in makalesi, evrimin ana hatlarını, temel tarihçesiyle bugün bile klasik olabilecek netlikle verdikten sonra insanın kökeni konusuna da değiniyor bir parça. Darwin’in Köken’den sonraki büyük eseri sayabileceğimiz, 1871 yılında yayınladığı İnsanın Türeyişi eserinden söz eden Şenyürek, insanın bir primat olduğu ve maymunlar ile ortak ataya sahip bulunduğunu vurguluyor ve bu kökeni ortaya koyan dönemin paleontoloji ve diğer biyolojik çalışmalarının bu sonuca varmayı doğurduğunu söylerken, kendi çalışmasının da bu yönde destek sağladığını mütevazı bir şekilde zikrediyor.

Özetle, Muzaffer Şenyürek hocanın Yurt ve Dünya’daki makalesi, biyolojik evrimin genel kuramsal çerçevesini başarıyla çizen yarı popüler bir yazı olarak karşımızda duruyor. Hocanın toplam 7 sayfaya sığdırdığı makalesinde büyük bir ustalıkla evrimi özetleyerek anlatabilmesinin sırrı ise, kendisinin merak edenlerce iyi bilinen akademik eğitimi ve geçmişinde yatmasının yanı sıra, makalenin sonuna koyduğu Darwin’in başlıca eserleri kısa bibliyografyasının yansıttığı okumuşluk ve konuya hakimiyette de saklı elbet.

Önümüzdeki ay, Yurt ve Dünya’nın soluk sayfaları arasında ışıldayan muazzam evrim yazılarından ikincisine, Nizyazi Berkes’in “Darvinizm Karşısında İleri ve Geri Düşünüşler” yazısına ayrıntılı olarak değinecek ve böylece, evrimsel biyolojinin teknik bahsinden, bu kuramı anlatma ve öğrenmenin, temel bir doğa bilimi aracı olarak kullanabilmenin önündeki engellerin sosyolojisi ışığında dönemin -ve hâlâ da günümüzün- bilimin ne olduğuyla ilgili bulanık zihin yapısına da değinmiş olacağız.