Ana Sayfa Bilim Gündemi Yeni Avrupa-merkezcilik

Yeni Avrupa-merkezcilik

186

Ender Helvacıoğlu

Avrupa-merkezcilik kapitalist merkezlerde üretilmiş bir ideoloji. 16. yüzyıla kadar uzanan kökleri var, ama esas olarak 19. yüzyılda şekillenmiş, sömürgeciliği ve emperyalist müdahaleleri meşru gösterme amaçlı bir ideoloji. Kısaca, uygarlığın merkezinin Antik Yunan-Batı çizgisi olduğu, diğer toplumların ancak bu çizgiyi (yani Batı tipi uygarlık tarzını, burjuva modernitesini) izleyerek uygarlık trenine katılabilecekleri savı üzerine kurulu. Burada uzun uzun anlatmaya gerek yok; okurlara Samir Amin’in konuyu tüm boyutlarıyla ele aldığı “Avrupamerkezcilik” adlı eserini önerebiliriz.

20.yüzyılda, devrimin ve sosyalizmin odağının Avrupa dışına kaymasıyla birlikte oluşan Sovyet ve Çin devrimleri ile Asya’yı, Afrika’yı ve Latin Amerika’yı saran başarılı ulusal kurtuluş mücadeleleri bu emperyalist ideolojiyi yerle bir etti. Dünya çapındaki anti-emperyalist ve devrimci pratik, dünyanın ezilen halklarına, moderniteye ve giderek sosyalizme ulaşmanın “Avrupa/burjuva tarzı” dışında yolları da olduğunu kanıtladı.

Günümüzde ise -yine Batı kapitalizmi kaynaklı- yeni tür bir Avrupa-merkezcilik ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. Ama öncekinden çok farklı biçimlerde. Eskisi ile yenisi arasındaki farklar, kapitalizmin son iki-üç yüzyıllık serüvenini ve geldiği noktayı da gözler önüne serecektir.

Eski Avrupa-merkezcilik kapsayıcı ve yayılmacıydı, büyük bir “başarı öyküsü”ne dayanmaktaydı. Arkasına Rönesansı, Reformu, bilimsel devrimleri, Aydınlanmayı, aristokrasiye karşı gerçekleştirilen demokratik devrimleri ve en önemlisi endüstri devrimlerini almıştı. Dolayısıyla “uygarlığın merkezi ve ilericiliğin tek yolu olma” iddiası oldukça ikna ediciydi. Bu büyük insanlık kazanımları, burjuvazi tarafından, sömürgeciliğin ve emperyalizmin güçlü bir kılıfı olarak kullanılabiliyordu. Avrupa-merkezcilik, tüm dünya toplumlarına seslenebilen ve Avrupa dışında da yankılanan, taraftar bulabilen, birçok kesim tarafından dünyaya medeniyet götürmenin tek yolu olarak değerlendirilen kapsamlı ve yayılmacı bir “büyük anlatı” idi. Öyle ki, çeşitli sosyalist akımların, hatta Marksizm’in bile bir yere kadar bu ideolojiden etkilendiği bilinir.

Ama yukarıda da değindiğimiz gibi 20. yüzyıl devrimleri ve ezilen halk hareketleri bu ideolojinin burnunu fena halde sürttü. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı ve sosyalizmin geri çekildiği 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyıl başlarında bu eski ideolojinin tekrardan başını kaldırdığı, hatta -kapitalizm lehine- tarihin sonunun geldiği iddialarının bile piyasaya sürüldüğü bir dönem yaşandı ama dünyanın sosyo-politik gerçeklerinin duvarına tosladı ve çok kısa sürdü.

Bugün Batılı kapitalist ülkelerde yeni tür bir Avrupa-merkezciliğin yeşerdiğini görüyoruz. Eski Avrupa-merkezciliğin kendini kutsayıcı ve dışındakileri aşağılayıcı tavrı sürüyor ama bu Avrupa-merkezcilik (Batı-merkezcilik de diyebiliriz) kapsayıcı ve yayılmacı değil, tam tersine içe kapanıcı ve korumacı bir niteliğe sahip. “Medeniyetini” götürmeye çalışmıyor, tersine “medeniyetini” dış etkilerden korumaya çabalıyor ve dışa karşı duvarlar örüyor. Kendi medeniyetini, o medeniyete ulaşmayı hedefleyenlerden korumaya çalışıyor. Eskinin iddialı ve özgüvenli Avrupa-merkezciliği, yerini iddiasız ve tedirgin bir Avrupa-merkezciliğe bırakmıştır. Avrupa-merkezciliğin çürümüş, içine kapanmış ve kendini korumaktan başka hedefi kalmamış versiyonu. Batı kapitalizmi evrensellik potansiyelini ve iddiasını tamamen yitirmiştir artık.

Batılı merkezlerde yabancı düşmanı, faşizan akımların güç kazanmasının ve iktidarı zorlamasının (hatta bazı ülkelerde iktidara gelmesinin) nedeni de budur. Batı medeniyeti, medeniyetini korumaya çabalarken gericileşmeye ve o medeniyeti (büyük anlatıyı) kendi merkezinde de yitirmeye başlamıştır.

Bir uygarlık tarzı korumacılığa geçtiği ölçüde gericileşir ve çürümeye başlar. Melezleşme ve gençlik aşılarına açık olma (yani evrenselleşebilme) potansiyeli bir medeniyetin ilericiliğinin ölçütüdür. İleri ve potansiyelli bir uygarlık set inşa etmez, tersine setleri yıka yıka ve dışındakileri kapsayarak gelişir. Dışarıya karşı set inşa eden yıkılma sürecine girmiş demektir.

Avrupa/Batı-merkezciliğin son aşaması ile karşı karşıyayız; çürüme aşaması… Yeni Avrupa-merkezciliğin günümüzdeki mızrak ucu İsrail’dir. İnsanlığa savaş, yıkım ve katliam vaat edebiliyorlar ancak; kendilerini koruma adına…

Önceki İçerikHukuk… huku… huk… hu!
Sonraki İçerik2024’te manşetlere çıkacak 10 bilim öyküsü