Ana Sayfa Bilim Gündemi Batı’nın tek yüzü

Batı’nın tek yüzü

327

Ender Helvacıoğlu

Batı uygarlığı dediğimiz kapitalist burjuva uygarlığının temelinde, 1) bütün Amerikalı yerli toplulukların ve uygarlıkların soykırıma uğratılarak yok edilmesi ve tüm zenginliklerinin talan edilerek Avrupa’ya taşınması; 2) 1500 yıl öncede kalmış köleciliğin hortlatılarak yüz binlerce Afrikalının “hayvanlar gibi” gemilere istif edilerek Amerika’ya taşınması; 3) Asyalı toplumların sömürgeleştirilmesi ve zenginliklerine el konulması ve 4) bizzat Avrupa’da çocuklar dahil emekçilerin yoğun sömürüsü vardır.

Kapitalizm (Batı uygarlık tarzı), bu görülmemiş vahşetin temelinde yükselmiş, ilk birikimini böyle elde etmiştir. Kapitalistlere göre Avrupalıların dışındaki toplumlar insan olarak görülmemişlerdir; Avrupalı emekçi de kapitalistin kârı için ölümüne çalıştırılacak bir sömürü nesnesidir.

Sadece kökeninde de değil; bu yıkıcı uygarlık tarzının temsilcilerinin bizzat kendi anavatanları Avrupa’yı defalarca kana buladıklarını, 20. yüzyılın ilk yarısında dünyanın paylaşımı uğruna iki dünya savaşını çıkardıklarını, faşizmi ve Nazizm’i ürettiklerini, tek bir bombayla on binlerce insanı öldürmekten çekinmediklerini, Kore ve Vietnam örneklerinde görüldüğü gibi milyonlarca insanın katledilmesine yol açtıklarını biliyoruz. Bu olaylar ve daha niceleri, çok uzak tarihlerde değil geçtiğimiz yüzyıl içinde yaşanmıştır.

Demek istediğimiz odur ki, bugün İsrail devletinin Gazze’de yaptığı katliamlar ve başta ABD olmak üzere Batılı hükümetlerin bu saldırıları koşulsuz desteklemesi şaşırtıcı değil, tarihleriyle ve meşrepleriyle son derece uyumlu. Batı devletleri ikiyüzlü değil; bizim tarafımızdan bakıldığında tek bir yüzleri var ve bu da yukarıda özetlediklerimizdir.

***

Peki, Batı modernitesi, Batı demokrasisi (eşitlik, özgürlük, kardeşlik, laiklik, insan hakları, kadın hakları, emekçi hakları, seçme-seçilme hakkı, parlamento, hukukun üstünlüğü, aydınlanma, bilimsel düşünce ve yöntem, demokratik devrimler, sosyalizm vb.) denilen, ilk olarak Avrupa’da kapitalizmin gelişim sürecinde yeşermiş, uygulanmış ve tüm dünyaya esin kaynağı olmuş kavramları ve değerleri nereye koyacağız?

İnsanlığın bu kazanımlarını ve değerlerini kapitalizmin/emperyalizmin hanesine yazmak kadar büyük bir hata yok. Bunu ülkemizdeki siyasal İslamcılar, emperyalizme karşı tepkiyi cumhuriyet ve demokrasi düşmanlığına dönüştürmek için bilinçli olarak yapıyorlar.

Bu büyük değerlerin nasıl kazanıldığına baktığımızda esas olarak iki süreci görürüz: 1) Aristokrasiye ve feodal sisteme karşı bütün ezilen halk sınıflarının mücadelesi ile 2) kapitalist-emperyalist sisteme karşı Avrupalı emekçilerin ve tüm dünyanın ezilen halklarının mücadelesi. Modernitenin ve demokrasinin motoru bu mücadelelerdir. Egemen sınıflara karşı mücadelenin kazanımlarıdır bütün bu modernite değerleri. Dolayısıyla insanlığın kanla canla, aristokrasiyi ve kapitalizmi/emperyalizmi dizginleyerek ve gerileterek elde ettiği bir birikimdir.

Bunu en iyi bilen toplumlardan biriyiz. Emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşı vererek elde ettik cumhuriyetimizi. İngiliz ve Fransız devletlerine karşı savaşarak ulaşabildik, ilk kez İngiltere ve Fransa’da yeşermiş modernite değerlerine.

Batı uygarlığına atfedilen burjuva modernitesi, burjuvazi tarafından el konulmuş modernitedir. Çarpıtılmış, içeriği boşaltılmış, törpülenmiş ve artık terk edilmiş, sokağa düşmüş modernite…

***

Peki, günümüzün farkı nedir?

Bugün sosyalizmin, kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadelenin geri çekildiği bir dönemden geçiyoruz. Fark budur. Batı uygarlık tarzını (emperyalizmi) dizginleyecek ve aşacak toplumsal mücadelenin örgütsüz ve öncüsüz kaldığı bir dönem. Modernitenin ve sosyalizmin siyaset sahnesinden çekildiği ve mücadele eden iki tarafta da pre-modernitenin güç kazandığı bir dönem.

Aslında “burjuva modernitesi” denilerek, bir olumsuz (burjuvazi) bir de olumlu (modernite) kavramın bir arada kullanılarak üretilen bir yanılsamanın paramparça olduğu bir dönem.

Netanyahu ve Biden’ın temsil ettiği güçler modern midir? Sosyolojik kavramlarla konuşacaksak, bırakın uygarlığı veya modernliği, barbar bile değildir onlar, vahşidirler.

Hiçbir kuralın kalmadığı bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlığın yüzyıllar içinde büyük acılarla yarattığı modernite birikiminin hızla eridiği bir dönemden geçiyoruz. Bir anda yüzlerce çocuk öldürülebiliyorsa eğer, ne tanrı kalmıştır ne devlet ne de akıl… Bir cinnet çağının eşiğindeyiz.

Alışageldiğimiz modern argümanlarla, araçlarla, bilimsel yöntemlerle, mantık kurallarıyla analiz etmekte zorlandığımız gelişmelerle karşı karşıyayız. Öyle alıştığımız için yaşadığımız olaylarda bir “akıl”, bir “mantık” arıyoruz ve ister istemez komplo teorileri üretiyoruz. Savaşın bile bir kuralı, bir mantığı olmalı diyoruz ama bu ön-kabulümüz yaşanan her olayla biraz daha geçerliğini yitiriyor. Akıl giderek geri çekiliyor ve en ilkel güdüler ön plana çıkıyor.

Burjuva modernitesi çökmüştür. Çürüye çürüye bütün mevzilerini yitiriyor. İsrail’in Gazze saldırılarına karşı Batı ülkelerinin aldığı tavır bunu net olarak gösterdi. Kendilerini korumaya çalışıyorlar telaş içinde; insanlığa sunabilecekleri bir anlatıdan yoksunlar artık. İnsanlık bir seçenek geliştirebilmiş olsaydı, burjuva modernitesinin çöküşü olumlu bir gelişme olacaktı. Ama böyle bir seçenek henüz ufukta görünmüyor.

Demek ki bir musibetler çağının içine giriyoruz. Demek ki sil baştan yapacak insanlık. Türlü musibetler yaşayacak ve umarım yepyeni bir akıl ve yepyeni bir modernite yolu bularak çıkacak bu akıl-dışı süreçten.

Bizler bugünün korkunç dünyasında yaşayan ama geleceğin uyum dünyasını arzulayan insanlarız. Dayanılması ve aşılması çok zor bir ikilem bu. Biz de her an vahşileşebiliriz. Bu, haklı gerekçeler ileri sürülerek düşülmesi çok kolay tuzaklara düşmemeyi becerecek insanlar yaratacaktır geleceği. Onlardan olalım…

Sonuna kadar mücadele, ama insanlığın binlerce yıllık birikiminden kopmadan…

İsrail bombalamasından birkaç saat önce hastane bahçesinde oynayan çocukların yüzü suyu hürmetine…

Parçalanan çocuklar… Ne kadar korkunç ve dayanılmaz bir laf değil mi? Bir an için kendinizi çocuklarının parçalanmış bedenlerini çöp torbasında taşıyan babanın yerine koyun. Bir an için onunla empati yapın; çok değil, bir an için…

Emperyalizm, çocukların parçalanmasıdır! Emperyalizme karşı mücadele en büyük haktır. Modernite diye bir şey kaldıysa, emperyalizme karşı mücadeledir.

Bugün, o çocukların parçalanmış bedenleridir. Gelecek, o çocukların parçalanmadan önce oynadıkları oyundur.

 

 

 

 

Önceki İçerik‘Hayvanlar’!
Sonraki İçerikCumhuriyetin pek vurgulanmayan kazanımları