Ana Sayfa Bilim Gündemi Dünyanın en güvenli yeri

Dünyanın en güvenli yeri

290

Ender Helvacıoğlu

Güvenli bir ülkede ve dünyada yaşamıyoruz. Bu durumun nedeni, bireysel veya örgütsel yasadışı davranış ve eylemlerin artmış olması ve güvenliği sağlamakla görevli kurumların yetersiz kalması değil. Tersine, bizzat güvenliği sağlamakla görevli kurumların birey ve toplum güvenliğini açıkça tehdit etmesi.

Büyük büyük laflar etmenin gereği yok; kısacası, ülkemizde ve dünyada hukuk ve adalet diye bir şey kalmamıştır. Hukuk, bir kılıf olma niteliğini bile yitirmiş, ortadan kalkmış, tamamen siyasal çıkara ve güce indirgenmiştir.

Biri ülkemiz özelinde diğeri dünya çapında yaşanan iki olay bu durumun açık kanıtı.

Ülkemizde, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen AYM’nin aldığı kararların bizzat anayasal düzeni korumakla görevli iktidar tarafından uygulanmaması, bireysel ve toplumsal hakların anayasal (hukuksal) güvence altında olmadığının kanıtıdır.

Öte yandan İsrail devletinin, dünyanın gözü önünde, başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin desteğini de alarak Gazze’de sürdürdüğü katliam, uluslararası hukuk ve savaş hukuku gibi kavramların dahi sadece kâğıt üzerinde kaldığının kanıtıdır.

Hak, hukuk, adalet, vicdan, etik gibi kavramların anlamsızlaştığı, herhangi bir hukuku uygulayacak yaptırım gücüne sahip bir otoritenin kalmadığı güvencesiz bir ortamda yaşamını sürdürmek zorundadır artık toplumlar ve insanlar.

Kısacası artık orman kanunları geçerlidir. Veya aşırıya kaçmamak için şöyle ifade edelim: Orman kanunlarının geçerli olduğu alanların giderek arttığı bir dünyada yaşıyoruz.

İnsanların hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeden, salt siyasal kin adına cezaevinde tutulduğu bir ülke… Kırk gün içinde 5 binden fazla çocuk ve bebeğin katledildiği bir dünya…

Peki, böyle bir dünyada güvenlik sorunu yaşayanlar ve yaşayacak olanlar sadece savunmasız siviller midir? Bu hukuksuzluğu ve güvencesizliği yaratan, bu katliamları yapan, sınırsız güce sahip olduğunu sanan iktidarlar ve devletler ve o devletlerin halkları güven altında mıdır?

Tarih göstermiştir ki, hukuksuzluğun yaratıcıları, önünde sonunda kendilerini de vuracak bir bumerang yaratmış olurlar. Anayasayı bile ayaklar altına alan iktidar mensupları ve onların yalakaları, devran döndüğünde gün geldiğinde sığınabilecekleri herhangi bir hukuk ve vicdan bulabilecekler midir? Ne kadar hukuksuz olurlarsa o kadar hukuksuzluğa muhatap olacaklardır. Çok modern bir ülkede yaşamıyoruz!

Bugün, Tel Aviv ve Washington dahil dünyanın herhangi bir noktası, İsrail ve ABD’yi temsil eden kurumlar, daha kötüsü İsrailliler ve ABD’liler için güvenli midir? Çok modern bir dünyada yaşamıyoruz!

Kendini en güçlü hissedenler de dahil olmak üzere bütün siyasal odaklar şunu hesap etmek zorunda: Bugün dünyada ölümü göze almış on milyonlar ve ölümü göze almanın kıyısına gelmiş yüz milyonlar var. Ve bu geniş kitleler, eskiden olduğu gibi modern ve seküler önderlikler tarafından yönlendirilmiyorlar; pre-modern önderliklere sahipler; dahası çoğunlukla başıboşlar. Böyle bir dünyada kim kendini güvende hissedebilir? Gazze’de her on dakikada bir çocuk ve bebek katledilirken, İsrailli, ABD’li ve Batılı ebeveynler huzurla uyuyabilir mi?

Ölüm korkusu sadece insana özgü bir duygu mu? Biyologlar, antropologlar ve felsefeciler yanıt versin.

Peki, ölümü göze alma durumu? İnsan dışında hangi canlı türü, ölümün ne olduğunun bilincinde olarak ölümü göze alabilir?

Ya bombalar altında ölümün (hele çocuk ve bebek ölümünün) sıradanlaşması, sayısallaşması, ölçülebilir olması? Ne kadar “materyalist” bir dünya değil mi?

Korkarım, böyle giderse, dünyanın en güvenli yeri Gazze’nin altındaki tüneller olacak!

 

 

Önceki İçerikUygarlığın iki çizgisi
Sonraki İçerikCovid 19’a dair anılarımız neden önemli olduğu kadar önyargılı?