Ana sayfa 134. Sayı Güvencesiz çalışmanın kurallaşması: Vakıf üniversiteleri

Güvencesiz çalışmanın kurallaşması: Vakıf üniversiteleri

256
PAYLAŞ

Piyasa merkezli üniversite modeline geçişte en önemli rolü oynayan vakıf üniversitelerinde çalışanlar da üniversitelerin kâr amacıyla işletilmesinden paylarını olumsuz olarak alıyorlar. Vakıf üniversiteleri açılırken propaganda edilen “akademik özerklik” ve “daha iyi ücret”in günümüzde hiçbir karşılığı bulunmuyor ve her statüde bunun farklı sorunlarıyla karşılaşılıyor.

Bilginin metalaşması ve paralı eğitim yükseköğretimde de vakıf üniversitelerinin açılmasıyla somutlandı. İlk vakıf üniversitesi Bilkent Üniversitesi 1992 yılında açıldı. Aradan geçen 21 senede vakıf üniversitelerinin sayısı 66’ya ulaştı. Birçoğu büyük sermaye grupları tarafından kurulan bu üniversiteler, yüksek ücretlerle öğrenci alıyorlar ve “popüler” mesleklere öğrenci yetiştiriyorlar. Dolayısıyla temel bölümleri açmıyor ve kâr getirmeyen bölümlerini ise kapatıyorlar. Ayrıca bu üniversitelerin bazıları kuruldukları sermaye gruplarının araştırma geliştirme (ar-ge) çalışmalarına destek olma amacını da gerçekleştiriyor. Bununla birlikte, bazı uluslararası şirketler açıktan veya gizli şekilde, Türkiye’deki vakıf üniversitelerini satın alarak buraları şirket gibi yönetiyor, tamamıyla kendi belirledikleri kişiler tarafından oluşturdukları mütevelli heyetlerinin kâr hedefleri doğrultusunda kararlar almalarını sağlıyorlar.

Piyasa merkezli üniversite modeline geçişte en önemli rolü oynayan vakıf üniversitelerinde çalışanlar da üniversitelerin kâr amacıyla işletilmesinden paylarını olumsuz olarak alıyorlar. Vakıf üniversiteleri açılırken propaganda edilen “akademik özerklik” ve “daha iyi ücret”in günümüzde hiçbir karşılığı bulunmuyor ve her statüde bunun farklı sorunlarıyla karşılaşılıyor.

En zayıf halka: Lisansüstü burslu öğrenci asistanlar

Vakıf üniversitesinde çalışanların çalışma koşullarındaki sorunların temel kaynağı, aslında az sayıda çalışan ile öğretimi sürdürebilme amacı. Bunun için en fazla kullanılan yöntemlerden biri lisansüstü burslu öğrencileri burs karşılığı “proje asistanı”, “eğitim asistanı” vb. farklı isimler altında çalıştırmak.

Lisansüstü burslu asistanlar, akademisyenler arasında en kötü durumda olanlar. Yüksek Öğretim Kanunu, üniversitelerde öğrencilerin burs karşılığı kısmi süreli olarak geçici işlerde çalıştırılmasına izin veriyor ve onları “işçi” olarak adlandırmıyor. Örneğin; söz konusu kanuna göre öğrenci burs karşılığında, kısmi süreli olmak kaydıyla bir projede araştırma işi yapabilir veya kütüphanede çalışabilir. Ancak vakıf üniversitelerinde burslu yüksek lisans/doktora öğrencileri adeta araştırma görevlisi olarak çalıştırılıyorlar. Bu kişiler üniversitenin çalışanı sayılmıyor. Sigortaları yapılmıyor, sınav gözetmenliği gibi tüm araştırma görevlilerinin yapması gereken idari işleri de yapıyor ancak araştırma görevlisinin hiçbir hakkından yararlanamıyorlar.

Ülkemizde araştırma görevlilerine ilişkin norm kadronun bölüm başına bir kişi olarak belirlenmesi, vakıf üniversitelerini araştırma görevlisi istihdam etmek yerine burslu öğrenci çalıştırma yöntemini uygulamaya teşvik ediyor. Bunun hukuki olarak tanımı, kaçak işçi çalıştırmaktır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, açılan hizmet tespiti davasında verdiği 14.01.2014 tarihli kararında, burslu doktora öğrencisine üniversitenin gözetmenlik, sınav kağıdı okuma vb işlerin yaptırılmasını “araştırma görevlisi” olarak çalıştırılması olarak kabul eden yerel mahkeme kararını onadı.(1) Böylece Yargıtay da bu kişilerin araştırma görevlisi olarak çalıştırıldıklarını kabul etmiş oldu.

Araştırma görevlileri

YÖK tarafından yapılan atamalar ile alınan araştırma görevlilerinin vakıf üniversitelerinde yaptıkları işler hakkında bir tanım bulunmuyor. Araştırma görevlilerinden, işe başladıkları andan itibaren ders anlatımı yapmaları, sınav kağıtlarını okumaları, okul tanıtımlarına katılmaları isteniyor. Hatta birçok okulda, öğrenci işleri bölümünün yapması gereken, öğrencilerin kaydını yapmak ve eğitim ücretini tahsil etmek dahil birçok idari iş bu kişilere yaptırılıyor. Bu durum hem araştırma görevlilerinin eğitimleri ve gelişimleri için yeterli zamanı ve olanağı bulamamalarına hem de araştırma görevlisi tarafından verilen derslerde öğrencilerin yeterli düzeyde eğitim alamamasına neden oluyor.

Devlet üniversitelerinde en son yapılan ücret artışlarından yararlanamayan vakıf üniversitesindeki araştırma görevlilerinin birçoğu -çalıştıkları üniversiteye göre farklılık göstermekle birlikte- çok az ücretlere tabi olarak belirli süreli iş sözleşmeleriyle çalışmak zorunda bırakılıyorlar.

Öğretim üyeleri ve okutmanlar

Vakıf üniversitelerinin verilmesi gereken dersleri en az öğretim üyesiyle gerçekleştirme hedefi nedeniyle öğretim üyelerinin ders yükü çok fazla. Çalışmadıkları konularda bile ders vermeleri üniversiteler tarafından talep ediliyor. Bu ders yükü nedeniyle,  akademisyenler yapmaları gereken bilimsel araştırma ve üretim konularında zorlanıyorlar. Bununla birlikte, üniversiteler performans kriterine göre akademisyenin başarısını değerlendirme yoluna gidiyor. Akademisyenlerden her yıl kendilerine söylenmeyen performans kriterlerini gerçekleştirmeleri bekleniyor. Ayrıca öğrencilerin akademisyenler hakkında yaptıkları yorumlar bu değerlendirmelerde önem arz ediyor. Bu durum akademisyenler arasında rekabeti artırırken, öğrenci değerlendirmelerinin dikkate alınması öğrencilere davranışlarının veya verdikleri notların buna göre belirlenmesine yol açıyor.

Vakıf üniversiteleri akademisyenleri genellikle bir yıllık belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştırıyor, hiçbir neden göstermeden süresi dolan sözleşmeleri yenilemeyerek işten çıkarabiliyor. Bunun toplu halde yapılan en yakın tarihteki örneği, Bahçeşehir Üniversitesi’nde yaşandı. 2014 Temmuz ayında profesörlerin de bulunduğu 42 akademisyenin görevine son verildi. Bu güvencesiz çalışma durumu, akademisyenlerin üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor ve yönetime tabiiyeti artırıyor.

Okutmanlar da öğretim üyeleriyle aynı sorunları yaşamakla birlikte daha büyük sorunlarla karşı karşıyadırlar. Vakıf üniversiteleri tarafından okutmanların önüne iki ders dönemi olan 10 aylık sözleşmeler konuluyor. Böylece üniversite, yazın eğitime ara verildiği dönemde hem ücret vermekten hem de sigorta prim ve vergilerini ödemekten kaçmaya çalışıyor.

Oysa akademisyenlerin yaptıkları iş eğitim-öğretim işidir. Eğitim-öğretim işi süreklilik arz eder. Üniversiteler kamu hizmeti olan bu görevi yerine getirirler. Dolayısıyla, akademisyenlerin vakıf üniversitelerinde bu eğitimi veriyor olmaları onların belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmalarına gerekçe olamaz. Nitekim Yargıtay’ın, akademisyenlerle yapılan belirli süreli iş sözleşmelerinde, sözleşmelerin belirli yapılması ve her yıl yenilenmesi için gereken objektif nedenin olmadığına, dolayısıyla bu sözleşmelerin belirsiz süreli iş sözleşmeleri olması gerektiğine ilişkin kararları bulunuyor. (2)

Laureate Education nedir?

Laureate Education başta Latin Amerika olmak üzere dünya çapında eğitim alanında faaliyet gösteren ve kâr amacı güden organizasyonlardan biridir. 1999 yılında kurduğu Uluslararası Üniversiteler Ağı (Laureate International Universities) içinde, aralarında ülkemizdeki vakıf üniversitelerinden İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin de olduğu, 30 ülkeden 75 üniversite bulunuyor. 2007 yılından bu yana giderek büyüyen ve yıllık geliri 4 milyar doları bulan şirketin yatırımcıları arasında ünlü spekülatör George Soros ve hatta Dünya Bankası’nın özel sektör kolu olan Uluslararası Finans Kurumu var.

Çoğunlukla çeşitli ülkelerde borç batağında bulunan küçük özel üniversiteleri satın almasıyla ve bu üniversiteleri kayıtlı öğrenci, prestij ve kâr gibi alanlarda kısa sürede daha büyük ölçeklere taşımasıyla bilinen şirket, benzer durumdaki vakıf üniversitelerinin mütevelli heyetlerinde söz sahibi olarak bünyesindeki üniversiteler ağını büyütmeyi sürdürüyor. İşin reklam ayağına baktığımızda, tanıtıma her yıl milyonlarca dolar ayıran şirket aynı zamanda Bill Clinton (şirketin onursal başkanı), Condoleeza Rice, Al Gore, Tony Blair gibi eski siyasi liderleri de çeşitli düzeylerde istihdam ederek toplumdaki imajını kuvvetlendirmeye çalışıyor.

Şirketin eğitime tamamen kâr amaçlı bir perspektifle yaklaşmasının yarattığı olumsuz sonuçlardan şikayet eden, çeşitli ülkelerden çok sayıda öğretmen, öğrenci ve kamu görevlisi bulmak mümkün. Örneğin, şirketin bünyesindeki üniversitelerin çoğunda öğrencilerin kabul şartları son derece hafif. Öyle ki, kimi yerlerde hiçbir üniversiteye kabul edilmeyen öğrencilerin son durağı şirket bünyesindeki üniversiteler oluyor. Bu durum üniversitelerdeki kayıtlı öğrencilerin sayısında olağanüstü artışlarla ve haliyle sürekli büyüyen kâr oranıyla sonuçlanıyor. Ancak buna eşlik etmesi beklenen akademik yatırımların düzeyi ise son derece düşük. Hatta kârı artırmak için üniversitedeki profesörlerin işlerine son vermek, yerlerini de yarı zamanlı çalışan öğretim üyeleriyle doldurmak son derece rutin bir faaliyet. (3)

Akademisyenlerin hak arama mücadeleleri ve karşılaştıkları baskılar

Her eğitim yılı başında kendi çalışma alanında olmayan işleri yapma ve dersleri verme zorunluluğu dayatılan, eğitim yılı sonunda ise sözleşmesinin yenilenip yenilenmeyeceği endişesiyle karşı karşıya bırakılan akademisyenlerin, bu sömürü karşısında hakkını aramak için çeşitli mücadele deneyimleri var. Akademisyenlerin tek başlarına örgütledikleri mücadeleler ve kazandıkları davaların yanında kolektif olarak başlattıkları ve geliştirmeye devam ettikleri mücadele pratikleri de mevcut.

İstanbul Bilgi Üniversitesi ve sendikalaşma girişimi (2009-2011): Vakıf üniversitelerinde akademisyenlerin örgütlenerek hak aramalarına ilk müdahale İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleşti. Akademisyenlerin ve üniversite çalışanlarının DİSK’e bağlı Sosyal-İş Sendikası’na üye olma yönündeki sendikalaşma süreçleri, Eylül 2009’da “Laureate Uluslararası Üniversiteler Ağı” tarafından devralınan üniversite yönetiminin baskıları, hatta bazı akademisyen ve çalışanlara disiplin soruşturmaları açılması sonucu işlerine son verilmesiyle karşılaştı. (4)

Yeditepe Üniversitesi Asistan Dayanışması ve Sabancı Üniversite lisansüstü burslu öğrencilerin eylemi: Yeditepe Üniversitesi’ndeki asistanlar 2013 yazında kapılarından sökülen asistan unvanlarının resmi ve tanınır olması, güvenceli/sigortalı çalıştırılmaları ve gerekçe gösterilmeden işten çıkarılan asistanların derhal işlerine iade edilmeleri için “Asistan Dayanışması” oluşturdular. (5) Yine Sabancı Üniversitesi Lisansüstü Burslu Öğrencileri, burslarının ve haklarının keyfi olarak kesilmesine “çardak eylemi” yaparak karşı durmaya çalıştılar.

Koç Üniversitesi taşeron dayanışması: Vakıf üniversitelerinde akademisyenlerin yaşadığı sorunlar yanında hizmet işlerinde taşeronların kullanılması işçiler için büyük sorunlar ortaya çıkarıyor. 2013 yılında, Koç Üniversitesi’nin taşeron firmayla anlaşamaması üzerine işçileri toplu olarak işten çıkarmasına karşı; işçiler, öğrenciler, akademisyenler ve idari personel eylemlere başladılar. İşçilerin işten atılmaları önlendi ve “taşeron izleme kurulu” oluşturuldu. Kurul, bu konuda oluşacak hak ihlallerini önlemek için çalışmalar yapmaya devam ediyor. (6)

Sonuç yerine…

Vakıf üniversitelerindeki bu güvencesiz çalışma koşulları çeşitli statülerdeki akademisyenler tarafından her geçen gün daha fazla hissediliyor. Güvenceli çalışma koşulları olmayan bir üniversitede, akademisyenlerin bilgiyi özgürce üretebilmeleri ve ürettiklerini aktarabilmeleri mümkün değildir. Bu durum, üniversitedeki eğitimin niteliksizleşmesine de neden oluyor. Bu olumsuz tabloda asıl önemli olanın ve ele alınması gerekenin ise, yurtdışında da York, Toronto, Amsterdam ve LSE üniversitelerinde vb. gözlemlediğimiz, akademisyenlerin yapmış oldukları ve büyütmeye çalıştıkları hak arama mücadeleleri olduğunu düşünüyoruz. Bilimsel özgürlüğün ön koşulu olan güvenceli çalışmanın ancak bu mücadelelerin büyümesiyle ve daha fazla başarıya ulaşmasıyla kazanılabileceği kanısındayız.

Vakıf Üniversiteleri Dayanışma Ağı

Yukarıda belirtilen tüm bu mücadeleler, ortak bir mücadele ağı ihtiyacını ortaya çıkardı. KESK’e bağlı Eğitim-Sen Üniversiteler Şubesi bünyesinde, Haziran 2011’de Vakıf Üniversiteleri Çalışma Birimi kuruldu. Bu çalışma birimi hemen arkasından Vakıf Üniversitesi Emekçileri Dayanışma Ağı’na (VÜEDA) dönüştü. VÜEDA, vakıf üniversitesi emekçilerinin uğradıkları baskılara ilişkin bir iletişim ağı olmak ve bu baskılara karşı mücadele etmek için çalışmalarına devam ediyor. (7)

Dipnotlar

1) Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 14.01.2014, 2012/23484E. 2014/230K.

2) Yargıtay 9 H.D., 11.06.2007, E.2207/7996  K. 2007/18353; 23.2.2009, 2008/12778 2009/3194; 28.06.2010, E.2009/20382 K.2010/20662. Konuya ilişkin başka bir tartışma da akademisyenler ile vakıf üniversitesi arasında yapılan sözleşmenin 4857 sayılı Kanun’a tabi bir iş sözleşmesi değil, idari sözleşme olup olmadığına ilişkin. Uyuşmazlık Mahkemesinin bu sözleşmenin idari sözleşme niteliği taşıdığına ilişkin kararları için bkz. Uyuşmazlık Mah., 05.11.2012, E.2012/189 K.2012/234; 24.12.2012, E.2012/223 K.2012/282.

3) http://www.washingtonpost.com/business/laureate-a-for-profit-education-firm-finds-international-success-with-a-clintons-help/2014/01/16/13f8adde-7ca6-11e3-9556-4a4bf7bcbd84_story.html.

4) GIT Türkiye, Akademide Hak İhlalleri Dosyası, Haziran 2012, İstanbul, http://gitturkiye.org/images/GITTurkiye_DosyaNo_2012_06_final.pdf.

5) https://yeditepeasistandayanismasi.wordpress.com/

6) Eylemlere ilişkin haberler için bkz. http://www.bianet.org/bianet/emek/145465-koc-universitesi-nde-taserona-karsi-dayanisma, http://www.yurtgazetesi.com.tr/ekonomi/koc-universitesinde-isciler-kazandi-h32775.html.

7) Bkz. http://vakifdayanisma.com