Ana sayfa Kadın Gezginler Kadın gezginler: Atlasa düşmüş dişi ayak izleri

Kadın gezginler: Atlasa düşmüş dişi ayak izleri

1052
PAYLAŞ

Nalân Mahsereci

18. yüzyıldan sonra atlas üzerine bırakılan dişi ayak izlerini takip edeceğimiz “Kadın Gezginler” başlıklı bu bölümü hazırlarken, karşımıza çıkan, büyük bir merak ve hevesle Dünyanın uzak köşelerine gitmiş kadınların hikâyelerinden çok şey öğrendik ve etkilendik. Bu kadınların evlerinin duvarları dışına adım atabilmeleri için kendilerine dayatılan geleneksel rollerden de sıyrılmaları gerekmişti. Önlerine çıkarılan tarihsel ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği engellerini çeşitli mücadelelerle aşmayı başaran bu kadınları ele alırken onları sadece övdüğümüz sanılmasın. “Coğrafya”, “keşif”, “kâşif”, “gezgin” gibi kavramların, özellikle bu sıfatları alan Batılı bir kişi ise, sömürgeci bir zihniyetten izler taşıdığını, zaman zaman sömürgeciliğe hizmet ettiğini de sergilemeye çalıştık.

Avrupa’nın ortada (merkezde) olduğu ve diğer kıtalara oranlandığında gerçek boyutlarından çok daha büyük gösterildiği, coğrafya biliminin ciddi ideolojik çarpıtmalar içerebileceğinin aşikârı olan, dünya küresinin iki boyutlu düzlemde açılmış olarak temsil edildiği, klasik bir atlas getirin gözünüzün önüne. Tam da, böyle ideolojik yüklerle nesnellik iddiası sakatlanmış bir 18. yüzyıl dünya atlasının uzak köşelerine ayak izlerini bırakma cesaretini göstermiş kadınlardan başlayarak kimi tarihsel kadın gezginleri ele alıyoruz bu bölümde.

İnsanoğulları gibi insankızları da, türlerinin on binlerce yılı bulan tarihi boyunca yolculuklara çıktı kuşkusuz. Yeryüzünde herhangi bir toprak parçasının gerçek anlamda keşfinden söz edeceksek, 160 bin yıl öncesine, türümüzün yeryüzündeki uzun yürüyüşüne Afrika’da başladığı zamanlara gitmek gerek. 10.000 yıl öncesine gelindiğinde, yeryüzünde insanın kadınlı erkekli ayak izi bırakmadığı kıta kalmamıştı.

Ama uygarlık tarihi boyunca, yağmalamak ya da ele geçirmek için düzenlenen seferler ve gelişen ticaretle birlikte adım adım artan dünya üzerindeki insan hareketliliğini, yakın çekimle yavaşlatarak seyretme imkânımız olsa, asıl olarak erkek yüzleri görürdük. Bu görüntü, 14. yüzyıldan itibaren Batı’nın dünyanın geri kalanını “keşfetmeye” girişmesiyle, sayıca artan, mesafece uzayan, nitelikçe değişen yolculuklarda da farklı olmayacaktı. Devam eden yüzyıllarda, uzak kültürlerin topraklarının altı-üstü yağmalanır, insanları köleleştirilir, sömürülür, canlarından edilirken ya da farklı coğrafyalardaki bitki ve hayvan topluluklarının, jeolojik yapıların; eski ve yaşamakta olan farklı kültürlerin bilgisine erişmek (sahip olmak!) için bilimsel keşif gezileri düzenlenirken, atlas üzerinde esasta bir erkek trafiğiydi yaşanan. Zenginlikle ve bilgiyle gelecek gücü, iktidarı, “tarihsel olarak hak etmiş” cinsiyet çıkıyordu yolculuklara.

Kadınların toplumsal konumu Batı’da da kolay kolay değişmemiştir. Kadınlara biçilen asıl mekân “yuva”, asıl rol “annelikti”, toplumsal ve siyasi alanlar ya da işlevlerden uzak tutulmuşlardı. Fransız Devrimi ile yeşeren toplumsal ve cinsiyet eşitlikçi fikirlere rağmen, 19. yüzyılın ortalarına kadar kadınların üniversiteye gitmesi yasaktı. Kadınlar siyasi alana girme, oy kullanma hakkını Batılı ülkeler ve Amerika dahil, ancak 20. yüzyılda elde ettiler.

Jeanne Baret’nin ölümünden sonra, 1817 yılında resmedilmiş, onu denizci kılığında gösteren hayali portresi.

Dolayısıyla bu bölümde ele alacağımız kadınların yolculuklarının, ilkönce, cenderesine sokuldukları geleneksel mekân ve rollerden dışarıya bir adım atmakla başladığı görülecektir. Örneğin Jean Baret, Fransız Donanması İçtüzüğüne göre gemilerde kadınların bulunması yasakken, aylarca sürecek bir bilimsel keşif yolculuğuna dahil olmayı göze almıştır, tabii ki erkek kılığında. Aynı şekilde, Nellie Bly’a bakıldığında, gazetecilik yaşamının, çalışan kadınları aşağılayan ve yerinin yuvaları olduğunu söyleyen bir yazara tepkiyle başladığı, emekçi kadınların ağır çalışma koşulları ve düşük ücretlendirilmeleriyle ilgili mücadelelerle devam ettiği; yoksul bir aileden gelen bir kadın olarak, cinsiyet ve toplumsal olarak kendisini ezen düzene yaşamı boyunca meydan okuduğu görülecektir. Yolculuğu da bir meydan okumadır: Jules Verne’in 80 günde dünyayı dolaşan erkek kahramanı Phileas Fogg’un rekorunu kırmak istemiştir.

Nellie Bly’ın, “Seksen Günde Devri Âlem”in başkahramanı Phileas Fogg’un rekorunu kırmak için yolculuğuna başlarken çekilmiş bir fotoğrafı.

Bu bölümde alacağımız her kadının hikâyesi, toplumsal cinsiyet kabullerine küçüklü büyüklü itirazlar içeriyor. Kendimize en uzak hissedeceğimiz örnek olan İsabella Bird bile, ömrünün büyük kısmında kendisini İngiltere’ye zincirleyecek evliliğe karşı, dünyayı ayaklarının altına serecek özgürlüğü yeğlemiştir. Alexandra Tinné ya da İda Pfeiffer’in tutkun oldukları yolculukları finanse edebilmek için, diledikleri gibi harcayabilecekleri bağımsız bir bütçeye ulaşabilmeleri, ancak baba ya da kocalarının ölümüyle olmuştur.

Kadın gezginleri, erkek gezginlere göre nadir yaparak, bizim açımızdan hikâyelerini cinsiyet temelinde bir araya getirerek anlatmaya değer kılan, işte atlamaları gereken bu tarihsel ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği basamağıdır.

Kuşkusuz, Batı dünyayı ele geçirirken ve kültürünü küreselleştirirken çıkılan yolculuklarda kadın ağırlığı olabilseydi de, benzer şeyler yaşanırdı: Gelişen tüccar sınıfının daha fazla zenginlik güdüsüyle başlayan, ülkelerin sömürgeleştirme niyetleriyle devam eden bu yolculuklarda, gittikleri yerlere uygarlık ve “hizmet” taşıdıkları bilinciyle kendilerini haklılaştırarak ve üstün görerek, her türlü yağma, yıkım ve zorbalığı (genel anlamda) kadınlar da yapardı. Nitekim, bu dosyada ele aldığımız kadınların “Batılı” her türlü önyargıyı taşıdıkları, dünyanın geri kalanından üstün olduklarını içselleştirdikleri bir bilinçle hareket ettikleri ve gerektiğinde ülkelerinin sömürgeleştirme faaliyetlerine destek oldukları da görülecektir. Bu kadınların arkalarında bıraktıkları, gezilerini anlattıkları eserler, bu açılardan tek tek incelenebilir ve tarihsel bağlamları içinde ve karşılaştırmalı olarak benzer birçok açıdan analiz edilebilir. Umarız bu bölümü akademik bir çalışma değil, popüler bir yayın olduğunu bilerek, keyifle okursunuz.

 

Kadın Gezginler – 2: Jean Baret: Dünyanın çevresini dolaşan ilk kadın
Kadın Gezginler – 3: İngiltere Kraliyet Coğrafya Topluluğu’nun ilk kadın üyesi: İsabella Bird (Bishop)