Ana sayfa 145. Sayı Machiavelli’yi ‘yeniden’ okumak

Machiavelli’yi ‘yeniden’ okumak

359
PAYLAŞ
UNSPECIFIED - CIRCA 2010: Portrait of Niccolò Machiavelli (Florence, 1469-1527), Italian philosopher, writer and politician. Painting by Antonio Maria Crespi called "il Bustino" (1580-1630), oil on canvas, 65x51 cm. (Inv. 1382). Copyright Veneranda Biblioteca Ambrosiana. (Photo By DEA / VENERANDA BIBLIOTECA AMBROSIANA/De Agostini/Getty Images)

Fatih Yaşlı

Türkiye’de zaten asgari seviyede olan demokrasisinin giderek bir “icazet rejimi”ne dönüştüğü, tiranlığın yükseldiği, “kamusal yarar/ortak iyi” kavramının geçersizleştiği, yozlaşmanın alıp başını gittiği, “yasayla yönetme”nin kural olmaktan çıktığı, “ulus”un yerine “ümmet”in ikame edildiği karanlık bir dönemde yaşadığımız düşünüldüğünde, Machiavelli’nin her zamankinden daha güncel olduğunu söylememiz mümkün.

“İtalya, talihsizliğinin doruğundaydı; hızla mahvına doğru koşuyordu; savaş, ülkede kendine meydanlar hazırlıyor, yabancı hükümdarlar onun toprakları üzerinde efendilik taslıyorlardı. O, hem savaşlara bahaneler sunuyor, hem de savaşların ganimeti oluyordu; savunmasını, cinayetlerden, zehirden, yabancı sergerdelerin ihtiraslarından bekliyordu, bir türlü vazgeçemediği kiralık askerler, pahalı, batırıcı ve hatta tehlikeli ve korkunçtular; reislerinden bazıları kendilerini hükümdar sırasına bile çıkarabiliyorlardı; İtalya, Almanlar, İspanyollar, Fransızlar ve İsviçreliler tarafından talan edilip duruyordu; ulusun kaderini, yabancı hükümetler belirlemekteydi.” (1)

Hegel, Machiavelli’nin yaşadığı kaotik ve fırtınalı dönemi bu cümlelerle tasvir eder. Sahiden de Machiavelli’nin yaşadığı dönemde İtalyan kent devletleri veba salgınından ve kıtlıktan büyük zarar görmüş, ayrıca giderek Avrupa siyasetinin esas belirleyici gücü haline gelmeye başlayan merkezi krallıklar karşısında hem askeri hem de iktisadi güçlerini yitirmeye ve zayıflamaya başlamışlardır. 1494’de Fransa İtalya’yı işgal eder ve hemen sonrasında Fransa, İspanya ve Kutsal Roma İmparatorluğu, İtalyan toprakları üzerinde bir hâkimiyet savaşına girişirler. İşte Machiavelli’nin düşüncelerini belirleyen, böylesi bir çöküş ve yıkım atmosferi olmuştur ve Wood’un da belirttiği üzere “yazdığı her şeyde bunun izini görmek mümkün”dür. (2)

Machiavelli’nin yaşadığı dönemde İtalya ekonomik ve kültürel açıdan son derece ileri, fakat siyasi ve askeri açısından geri bir görünümdedir. Mali kapitalizm, İtalyan şehir devletlerinde gelişmeye başlamış ve bu kentlerde bankacılık, sigortacılık gibi faaliyetler büyük yaygınlık kazanmıştır. Kapitalist üretim biçimine uygun bir şekilde kurulmuş tekstil atölyelerinin faaliyet gösterdiği Kuzey İtalya’da ise doğmakta olan proletaryanın ilk ayaklanmaları gerçekleşmektedir. Buna mukabil, siyasi açıdan tam bir parçalanmışlık söz konusudur ve İtalya beş büyük kent devleti (Floransa, Milano, Napoli, Roma ve Venedik) arasındaki iktidar mücadelelerine sahne olmaktadır.

Machiavelli’nin ünlü eseri Prens’in 1640 İngiltere baskısı.

‘Prens’in yazılış serüveni

Machiavelli bu beş büyük devletten Floransa Cumhuriyeti’nde doğmuştur. 1498’de 25 yaşındayken Floransa’da egemenliğini sürdüren Savonarola rejiminin yıkılmasının ardından kurulan yeni rejim Machiavelli’yi kent yönetimini üstlenen “Onlar Kurulu”nun başına getirir. Machiavelli on dört yıl boyunca Floransa Cumhuriyeti’nin hizmetinde yer alır. “Floransa Sekreteri” diye de anılan Machiavelli, Onlar Kurulu tarafından çeşitli diplomatik görevlere elçi olarak gönderilir ve “Fransa’da XII. Louis, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Maximilian, Papa II. Julius ve sonradan ideal prens için örnek göstereceği Valentino Dükü Cesare Borgia ile ilişki kurar. (3)

1512’de Papa II. Giulo liderliğindeki Kutsal İttifak, Fransızları İtalya’dan kovar ve Mediciler yeniden Floransa yönetimini ele geçirirler. Machiavelli’nin görevde kalmasına izin verilmez ve 1513 yılında Mediciler’e karşı düzenlenen bir komploya adı karışınca önce hapse atılır, sonra da sürgüne gönderilir. Machiavelli, Hükümdar’ı ve Titius Livius’un İlk On Kitabı Üzerine Söylevler isimli kitabını burada yazar. 1520’de affedilir, ancak önemsiz işlerde görevlendirilir. 1527’de Mediciler’in devrilmesinin ardından yeniden yönetime gelen cumhuriyetçiler ise Hükümdar’ı önce Guiliano de Medici’ye, sonra da Guiliano’nun kuzeni Lorenzo de Medici’ye ithaf etmekle onların yönetimine sadakatini göstermeye çalışan Machiavelli’ye güvenmezler ve ona herhangi bir görev vermezler. Machiavelli aynı yıl yaşama veda eder.

Machiavelli,  Hükümdar’ı/Prens’i devlet işlerinden elini eteğini çekmeye mecbur kaldığı, ününü yitirdiği, suçlu ilan edilip bir süre cezaevinde yatıp çıktığı bir dönemde yazar. 1513’te bir dostuna yazdığı mektupta, Prens’in yazılış serüvenini şöyle anlatmaktadır:

“Akşam olunca evime döner ve çalışma odama girerim; kapıda çamura ve toza bezenmiş gündelik elbiselerimi çıkarır, kralların huzurunda giyilmeye yaraşacak elbiseler giyerim; sonra bu uygun elbiselerle, eski kralların huzuruna girerim ve orada onların sevecenliğiyle karşılanarak sadece benim olan ve sahibi olmak için doğduğum besini alırım, orada eski krallarla konuşmaktan ve onlara eylemlerinin nedenini sormaktan utanmam; onlar da bana lütfedip cevap verirler. Dört saatliğine can sıkıntısı nedir bilmem, her derdi unuturum, yoksulluğu düşünüp üzülmem, ölümden korkmam; kendimi tümüyle onlara bırakırım. Dante ‘duyup da hatırlamadıklarımız bilgi üretmez’ dediği için, onlarla yaptığım konuşmalardan yanıma kâr kalan her ne varsa bir deftere geçirdim ve ‘De Principatus’ adlı küçük bir eser yazdım.” (4)

İşte bu siyasi atmosferde ve ruh haliyle yazılan Prens, yüzyıllardan beri hem içeriği hem de yazarının bu kitabı neden yazmış olduğu bağlamında uzun uzun tartışılacak, Makyavelizm terimi de yine yüzyıllardan beri politik ahlaksızlıkla eş anlamlı olarak kullanılacak ve yazarını hak etmediği bir kötü şöhretin sahibi yapacaktır.

Machiavelli’nin sınıfsal konumu

Machiavelli, “Muhteşem Lorenzo”ya yönelik ithaf yazısında kitabının yazılış gerekçesini şöyle açıklar:

“Basit ve hatta aşağı tabakadan bir yurttaş olduğum halde, hükümdarların yönetme tarzları hakkında görüş bildirmek ve kurallar koymak cüretini gösterdiğim için, kimsenin beni kendini beğenmişlikle suçlamasını istemem. Bir manzara resmi yapmak isteyenler, dağların ve yüksek yerlerin yapısını ve görünümünü yakalamak için nasıl ovalara inerlerse, ve buna karşılık, ovaları resmetmek için nasıl yükseklere çıkarlarsa, aynı şekilde halkların tabiatını iyi tanımak için, hükümdar; hükümdarları tanımak için de halk olmak gerekir.” (5)

Althusser’e göre, bu satırlar bir tevazu gösterisi olmaktan ziyade, Machiavelli’nin “bakış açısının yeri”ni ortaya koymaktadır ve bu yer “belirleyici politika pratiğinin ‘öznesi’ olarak tanımlanan Prens değil, halk”tır. Althusser, bu yerin “sınıfsal” bir karakter taşıdığını eklemeyi de ihmal etmez:

“Machiavelli Prens’in değil Prenslerin doğasını öğrenmek için halktan biri olmak uygun düşer diyor. Bu da çeşitli prensler olduğunu, dolayısıyla bunların arasında halkın bakış açısıyla yapılması gereken bir tercih olduğunu ifade eder. Machiavelli hangi tarafı seçtiğini, kendi sınıf konumunu bundan daha iyi dile getiremezdi. Sözlerine ‘önemsiz ve alt bir konumdan’ geldiğini, yani halktan biri olduğunu anımsatarak başlaması rastlantı değildir: bir sınıftan olmakla (‘sınıfsal varlık’, Mao) yetinmez; buna bir de kendi sınıfsal konumunun, kendi sınıfsal bakış açısının bildirilmesini ekler.” (6)

Machiavelli’nin Floransa’daki heykeli.

‘Cumhuriyetçilerin kitabı’

Machiavelli’nin Hükümdar’daki/Prens’teki “sorunsalı”nın ne olduğu siyaset felsefesinin temel meselelerinden biri olagelmiştir. Bu kitap, hükümdarlara iktidarda kalmaları için gereken sırları veren bir öğütler manzumesi midir, yoksa halka hükümdarların yönetim sırlarını göstererek onları “uyanık olmaya” davet eden bir çalışma mıdır?  Kimilerine göre Machiavelli, zorbalığa övgüler düzen monarşi yanlısı bir düşünürdür. Prens ise, iktidarı ele geçirmek ve elde tutmak için yapılan/yapılacak olan her şeyin mubah olduğunu anlatan, modern diktatörlerin feyz aldıkları bir kitaptır. Siyaset felsefesinin Spinoza, Hegel ve Rousseau gibi büyük isimleri ise Machiavelli’yi, “özgürlük” fikrinin ilk önemli temsilcilerinden biri olarak görmektedirler.

Spinoza’ya göre, Machiavelli’nin Hükümdar’da yapmayı amaçladığı şey basitçe “Makyavelizm” değildir, Machiavelli’nin başka bir amacı vardır:

“Hâkimiyet arzusunun yönlendirdiği kadir-i mutlak bir Hükümdar’ın, gücü elde etmek ve onu elde tutmak için, hangi araçlara başvurması gerektiğini ince zekâlı Machiavelli birçok örnekle gösterdi; ama bununla neyi amaçladığı pek belli olmuyor. Bir bilgeden bekleneceği gibi iyi bir amaca yönelmişse, bir zorbayı ortadan kaldıran halkın, Hükümdar’ı zorbaya dönüştüren nedenleri ortadan kaldıramazsa, ne büyük bir ihtiyatsızlık yapmış olacağını gösterdiği düşünülebilir. Belki Machiavelli halkın, kurtuluşu bir tek insana bağlanmaktan kaçınması gerektiğini göstermek istedi… Benim eğilimim daha çok, bu usta yazarın istikrarlı bir özgürlük savunucusu olarak kabul görmesi yönündedir ve o özgürlüğün nasıl korunması gerektiği hakkında çok yararlı öğütler vermiştir.” (7)

Benzer düşünceleri Rousseau, Toplum Sözleşmesi’nde ve Diderot Ansiklopedi’nin Makyavelizm maddesinde dile getirir. Rousseau’ya göre Machiavelli, “krallara ders vermiş gibi görünüp, aslında halklara büyük dersler” vermiştir ve Hükümdar, “cumhuriyetçilerin kitabı”dır. Diderot’ya göre ise, Machiavelli, Hükümdar isimli eserini yazarken yurttaşlarına şöyle demektedir: “Bu eseri iyi okuyunuz. Eğer başınıza bir efendi getirecek olursanız, o size bu kitapta resmettiğim gibi olacaktır: kendinizi teslim edeceğiniz yırtıcı hayvana bir bakın. Machiavelli’nin asıl amacını göremeyen çağdaşlarının hatası bu oldu işte: onlar, bir hicviyeyi, methiye sandılar.”  Hegel’e göre ise Machiavelli’nin asıl amacı İtalya’nın siyasi birliğinin sağlanmasıdır, fakat bu amaç Hükümdar’da “tiranlığın haklı gösterilmesinden ve muhteris bir despot için imal edilmiş altın yıldızlı bir aynadan başka bir şey görmeyen bütün görme özürlülerce anlaşılmadan kalmıştır.” (8)

Machiavelli’nin bir “cumhuriyetçi” olduğu, Söylevler adlı eseri üzerine yapılan incelemelerin de göstermiş olduğu üzere tartışmasız bir gerçekliktir. Machiavelli, cumhuriyeti monarşinin karşıtı olarak betimler ve cumhuriyetlerin yozlaşmayı engellemek için monarşilerden çok daha işlevsel olduğunu söyler:

“Bu çerçevede Floransa Hümanizmasının izinden giden Machiavelli, ‘res publica’yı ‘civitas’ın kendini yönetmesi ve yasalı yönetim gibi değerler üzerinden açıklamakta, liyakatin daha fazla ödüllendirildiği cumhuriyette yetenekli yöneticilerin birbirini takip etmesi kolaylaşmakta ve bu çerçevede prensliğe göre daha istikrarlı bir süreç izlemektedir.” (9)

Yozlaşmaya karşı nasıl bir çözüm?

Burada “yozlaşma” sözcüğü önemlidir; çünkü Machiavelli “döngüsel tarih” anlayışına sahip bir düşünürdür ve tıpkı Aristo’da olduğu gibi, monarşilerin yozlaşarak tiranlığa, aristokrasinin yozlaşarak oligarşiye ve halk yönetiminin yozlaşarak “icazet”e bürüneceğini söyler. Bu süreç Romalı filozof Polybius’a atıfla, döngüsel olarak görülür ve sürekli olarak tekrarlandığı kabul edilir. Machiavelli’ye göre yozlaşma iki türlü gerçekleşebilir. Bir yurttaş kitlesi politikaya yönelik ilgisini ve “kamusal iyilik” mefhumunu tamamen yitirebilir, “ancak en büyük tehlike, vatandaşlar devlet işlerinde etkin olmaya devam ederken, kamusal çıkarlar pahasına, kendi bireysel hırslarını veya aralarındaki sorunları ön plana almaya başladıkları zaman ortaya çıkar. Bu yüzden Machiavelli, yozlaşmış bir siyasal öneriyi, ‘kamusal iyilikle ilgilenmekten çok, kamudan ne elde edebileceklerini düşünen insanlar tarafından yapılan bir öneri’ olarak tanımlamaktadır.” (10)

Peki, bu yozlaşma nasıl engellenecektir? Machiavelli yine Polybios’tan hareketle “karma anayasa”yı yozlaşmaya karşı bir çözüm olarak görür. “Monarşinin, aristokrasinin ve demokrasinin en iyi yanları”nın bir araya getirilmesiyle şekillenecek olan bu anayasa, cumhuriyet demektir ve hem istikrarı sağlaması hem de yozlaşmayı önlemesi açısından tek çaredir:

“Bütün bilge yasamacılar, tüm yönetimleri kendi içinde barındıran bir yönetim biçimini seçmişler ve bunun daha sağlam ve daha sürekli olduğunu düşünmüşlerdir. Gerçekten aynı anayasada, bir prensi, büyükleri ve halkın gücünü bir araya getirdiğinizde, bu üç erk karşılıklı olarak birbirini dengeler.” (11)

Bu güç dengesinin somutlaştığı rejim biçimi olarak Cumhuriyet Sparta’nın 800 yıl ayakta kalmasını sağlamıştır ama esas örnek Roma Cumhuriyeti’dir, Roma karma anayasaya dayalı cumhuriyet sayesinde uzun yıllar boyunca gücünü ve istikrarını muhafaza edebilmiştir. Cumhuriyet ise Machiavelli’ye göre bir “sonsuz uyum” rejimi değil, bilakis, bir “çatışma ve mücadele” rejimidir. Machiavelli’ye göre “her cumhuriyette iki parti vardır: Büyüklerin partisi ile halkın partisi. Özgürlüğü sağlayan bütün yasalar, bu iki partinin karşıtlığından doğar ancak.” (12)

Dolayısıyla Machiavelli için cumhuriyet, “ortak iyi”nin yani “kamusal çıkar”ın merkezde yer aldığı, yasalarla yönetilen ve aynı zamanda farklı sınıfsal taleplerin siyasal arenada birbirleriyle karşı karşıya gelmesi neticesinde “iyi yasalar”ın yazılmasının mümkün olduğu “dinamik” bir rejime tekabül etmektedir. Böylesi bir dinamizm ise yozlaşmayı engelleyebilecek ve istikrarı sağlayacak, döngüselliği kırmayı başaracaktır. Bu “istikrar” vurgusunun dönemin İtalya’sının siyasal durumuyla ve Machiavelli’nin buna dair kaygılarıyla doğrudan alakalı olduğu ise açıktır. Machiavelli, İtalyan ulusu için bir devlet ve İtalyan devleti için bir ulus arzu etmektedir ve bu, önce bir prensin “talihini yenerek” ulusal birliği sağlamasıyla ve sonrasında ise cumhuriyet rejiminin tesisiyle mümkün olacaktır.

Türkiye’de zaten asgari seviyede olan demokrasisinin giderek bir “icazet rejimi”ne dönüştüğü, tiranlığın giderek yükseldiği, “kamusal yarar/ortak iyi” kavramının geçersizleştiği, yozlaşmanın alıp başını gittiği, “yasayla yönetme”nin kural olmaktan çıktığı, “ulus”un yerine “ümmet”in ikame edildiği, yeni anayasa tartışmalarının yapıldığı ve Cumhuriyetin yıkımının nihayetlendirilmekte olduğu karanlık bir dönemde yaşadığımız düşünüldüğünde, belki de Machiavelli’nin her zamankinden daha güncel olduğunu söylememiz mümkün görünmektedir. Machiavelli, 500 yıl önce yazdıklarıyla “yeni Türkiye”de yaşayan bizlerin çağdaşı olmaya devam etmektedir ve eserlerinin tıpkı onun düşüncelerini dönemin İtalya’sının siyasal, ekonomik ve sosyal bağlamına yerleştirmesi ve öyle yazması gibi, “yeni Türkiye”nin bağlamına yerleştirerek okunması gerekmektedir. Bu “yeni” okumanın siyasal ufkumuzu genişletmeye yapacağı katkıdan ise söz etmeye dahi gerek yoktur.

Dipnotlar

1) Alıntı Machiavelli’nin Hükümdar (Prens) adlı eserinin Patrick Dupoey tarafından hazırlanmış ve hem Machiavelli’ye hem de eserine yönelik çeşitli görüşlere de yer verilen edisyonundan yapılmıştır. Bu edisyon Türkçeye H. Cemal Karabulut tarafından çevrilmiş, Sosyal Yayınlar tarafından 1984’de basılmıştır. Benim bu yazıda yapacağım alıntı ve atıflar, 1998 tarihli beşinci baskıdandır.

2) Ellen Meiksins Wood ( 2012), Özgürlük ve Mülkiyet Rönesans’tan Aydınlanma’ya Batı Siyasi Düşüncesinin Toplumsal Tarihi, çev. Oya Köymen, Yordam Kitap, s.60-61.

3) Mehmet Ali Ağaoğulları&Levent Köker (2001), Tanrı Devletinden Kral Devlete, İmge Kitabevi Yayınları, s.173.

4) Akt. Mehmet Ali Ağaooğulları ( 2011), Sokrates’ten Jakobenlere Batıda Siyasal Düşünceler, İletişim Yayınları, s.321.

5) Machiavelli (1998), Hükümdar, çev, H. Cemal Karabulut, Sosyal Yayınlar, s.66.

6) Louis Althusser (2010), İki Filozof Machiavelli-Feuerbach, İthaki Yayınları, s.42.

7) Cemal Bali Akal (2004), Varolma Direnci ve Özerklik Bir Hak Kuramı İçin Spinoza’yla, Dost Kitabevi Yayınları, s.60.

8) Alıntılar, Hükümdar’ın Sosyal Yayınları’ndan çıkan çevirisinin sonundaki “Hükümdar Üzerine Düşünceler” isimli bölümdendir. Bkz. Machiavelli, Hükümdar, (çev. H. Kemal Karabulut), Sosyal Yayınlar, 1998, s.281 vd.

9) Aylin Kılıç ( 2014), Değişimin içinde değişmeyen ilke: cumhuriyetçi düşünce geleneğinde ‘ortak iyi’ anlayışı ve Machiavelli’nin özgünlüğü, Felsefelogos, Sayı 54, s.70.

10) Quentin Skinner (2002) Machiavelli, çev. Cemal Atila, Altın Kitaplar, s.85.

11) Akt. Ağaoğulları, A.g.e., s.337.

12) Mehmet Ali Ağaoğulları ( 2007), Toplumsal-Siyasal Çatışmanın Erdemi: Machiavelli ve Montesquieu’dan Alınacak Dersler, “Mete Tunçay’a Armağan” içinde, der. Mehmet Ö. Alkan, Tanıl Bora, Murat Koraltürk, İletişim Yayınları, s.105.